Mucize (3/7)

2007-09-06 15:29:00

Kentin dayatmalarına karşı mağarayı tercih eden gençler (Mucize-
le
ştirmeler X)

 

Sayıları tam olarak bilinmeyen gençlerin, bilinmeyen bir çağda, adresi bilinmeyen bir mağarada, bilinmeyen bir süre kalışlarının Kur’ân’daki anlatımı şöyle başlar:

 

"Yoksa Mağara ve Rakîm ehlini delillerimizden şaşılacak bir şey mi idiler sandın?” (1)

 

“Rakîm”, mağara ehlinin mesleklerinden doğmuş olan meşhur adlarıdır. Yazma eser demektir. Nitekim onların taş ve demir üzerine yazılar oydukları rivayet edilmiştir. (2) Bu adlandırma, onların mağarada Mukaddes kitabın istinsahı ile iştigal eden inanmış kimseler olabileceğine işaret etmektedir.

 

Bu ayete söz akışındaki bütünlüğünde bakılırsa, başka önemli bir hususun da anlaşılacağı görülecektir. Bu husus, iman damarları kurumuş bir kentten imanla süslenmiş gençlerin çıkarılmasının, ölü topraktan yeşil bitkilerin çıkarılması gibi olduğu, bu nedenle anlatılacak olan kıssanın; kuru topraktan hayrete değer süsler çıkaran ilahi adete uygun olarak algılanması gerektiği, şaşkınlık veren (aceb) bir delil olarak algılanmaması gerektiğidir.

 

Aslında bu ifade, kıssanın efsaneleştirilmesine Kur’ân’ın olumsuz baktığına da gizli bir göndermede bulunmaktadır. Ne gariptir ki Müslüman toplumlar zamanla kıssayı tashih eden bu çarpıcı yargıyı unutmuşlar ve yeniden eski mitolojik hüviyetine bürümüşlerdir.

 

Bundan daha önemli bir husus ise, kıssanın özü kabul edilmesi gereken bu ayetten sonra Kur’ân’ın olayı; “giriş”, “bildiri”, “kıssanın aslı” ve “efsaneler” diyebileceğimiz dört bölüme ayırmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus ise, bu bölümlerin her birinin (iz) edatıyla ayrılmış olmasıdır.

 

İnançlı ve sabırlı gençlerin mağaraya sığındıklarına özet olarak temas eden giriş bölümü (iz) edatıyla şöyle başlar:

 

“Hani, Gençler mağaraya sığınmışlar ve demişlerdi: “Rabb'ımız! Katından bize bir rahmet ver, işimizde bize bir muvaffakiyet hazırla.”

 

Bu ayetten, gençlerin mağaraya uyumak için değil bir amaç için gittiklerini, muvaffakiyet istedikleri bir işleri bulunduğunu öğreniyoruz. Kur’ân şöyle devam ediyor:

 

"Böylece, Mağarada, nice yıllar kulaklarını kapattık.”

 

“Kulaklarını kapattık” terkibi, işitmelerini engelledik, (3) sağırlaştırdık anlamına bir deyimdir. Uyutma anlamında kullanılması ise, Kur’ân’ın nüzulünden sonra olmuştur. (4) Bu nedenle, akış içerisinde mağaranın mukabili olan şehre karşı kulaklarını kapattık, sosyal hayatta olup bitenlerle alakalarını kestik (5) şeklinde anlamak gerekir. Sözün sonrası da bu anlamı doğrulamaktadır:

 

“Sonra, iki gruptan bekledikleri gayeyi hangisinin daha iyi anlayacağını bilelim diye onları gönderdik.”

 

Ayette iki gruptan söz edilmektedir. Birisi mağara ehli, diğeri zalim toplumdur. Her iki grubun da birer gayesi (6) vardır. Biri öteki hayatı, diğeri ise şimdiki hayatı amaç edinmiştir. Biraz sonra değinileceği üzere; birinin gayesi tevhid, diğerinin gayesi ise putperestliktir.

 

Peki, gayeleri olan ve muvaffakiyet aradıkları işleri bulunan inanmış gençler mağarada niçin uyutulmuş olsunlar?

Ayette, genelde “uyandırdık” kimi zaman da “dirilttik” anlamı verilen “Be’asnâ” fiili, Kur’ân’da, daha çok peygamberlerin toplumlarına elçi olarak gönderilmelerini anlamlandırmaktadır. (7) Nitekim kıssanın tam olarak anlatılacağı bölümde de gençlerin kente gönderilmeleri için tekrar edilecektir. Buradaki kullanım ise o gelecek bölümün özetidir. Gençlerin vahyin elçileri olarak toplumlarına gönderilmelerini ifade eder. Yani onlar, ölüm benzeri bir uykudan değil, şehrin rahmi olan mağaradan sosyal hayat için uyandırılmışlardır. İşin aslı şudur:

 

“Biz onların haberini sana doğru olarak anlatıyoruz: Onlar, Rablerine inanmış yiğitlerdi, hidayetlerini artırdık, kalplerini pekiştirdik.”

 

“Kalplerini pekiştirdik” deyimi, Allah’ın onlara sabır ve sebat vermesinden mecazdır. Kur’ân’da başka yerlerde de aynı anlamda kullanılmıştır. (8) Burada inanmış gençlerin hidayetlerinin artırılmasının ve dirençlerinin güçlendirilmesinin dile getirilmesiyle onların gayelerine tekrar vurgu yapılmaktadır.

 

Şimdi; gayeleri bulunan, hidayetleri artırılan ve kalpleri pekiştirilen bu yiğitlerin, toplumun dayatmalarına karşı bir mağaraya çekilmeleri bir kaçış olabilir mi? Bu sorunun cevabı eğer hayır ise, Allah tarafından da desteklenen bu insanlar niçin orada sürekli uyutulmuş olsunlar?

 

Ayette dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise, onların haberlerinin doğru şekliyle anlatılacağının söylenmiş olmasıdır. Böylece, kıssa hakkında biline gelen destanımsı şeylere itibar edilmemesi gerektiği yeniden hatırlatılmış olmaktadır.

Mağara hayatını tercih eden gençlerin Kur’ân’daki kıssalarının bu icaz ile hülasasından sonra (İz) edatıyla başlayan ikinci bölümü gelir. Bu bölümde ise onların şu bildirileri yer almaktadır: 

 

“Hani, kalktıklarında dediler: “Rabb'ımız, göklerin ve yerin Rabb'ıdır, O’nun dışında bir tanrıya yalvarmayacağız, yoksa kesinlikle, saçma söylemiş oluruz. Şu bizim toplumumuz, O’nun dışında tanrılar edindiler. Onlar için açık bir kanıt getirmeleri gerekmez mi? Artık Allah için yalan uydurandan daha zalim kimdir?”

17
0
0
Yorum Yaz