Kuran’da Evrim/tekamül!…yada..(8)

2008-01-01 13:05:00

 

Âdem ve eşinin cennet maceraları

 

Ve Âdem’e şöyle buyurmuştuk: “Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve ondan dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz.” (2/Bakara/35)-(7/19)

İnsanlık âdem olma sürecine girmeye başlamıştı, bu geçiş süresi evrenin ömrüyle kıyaslandığında çok kısa bir süre, insanlığın var olduğu tarihten bugüne kadar geçen zamanla kıyasladığımızda ise çok uzun bir süre demektir. Hatta ilk resulden günümüze kadar geçen zaman, bu süreçten daha kısa olmuş olabilir. Çünkü evrimleşme süreci bizim fark edemeyeceğimiz bir yavaşlıkta ilerliyor, yani evrim bizim zamanımızla çok uzun sürüyor.

Âdem olma sürecinin son aşamalarında yavaş yavaş aklı oturuyor, iradesi şekilleniyor, şuuru açılıyor, ana hafızası ve ön hafıza/ön bellek (ibliste bu ön bellekte yer alır, yani akla ilk gelen düşüncenin içindedir.) açılarak diğer varlıklardan farklılığı ortaya çıkmaya başlıyordu. “Ve Âdem’e şöyle buyurmuştuk: “Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve ondan dilediğiniz yerde, bol bol yiyin.” âdemin ve eşinin yerleştiği cennet; yeryüzündeki canlıların yaşadığı yeşil alanları, yaşama en elverişli mekânları, bol meyveli bol çiçekli bağları ve bahçeleri ifade ediyor. Çünkü cennet bahçe demektir, ister dünyada isterse ahirette olsun, bitki örtüsünün yoğun olduğu ekseri bitkilerin yapraklarıyla örtüp gizlediği için “cennet” diye adlandırılmıştır.

Oluşum süreci tamamlanınca artık insanın mükellefiyeti de başlamış oldu. Aklı var, iradesi var, düşünüyor, fikir yürütüyor, kararlar alıyor ve onu uyguluyor, merak ediyor, sorular soruyor ve cevabını arıyor, artık etrafında ne görüyorsa ona isim veriyor, onun özelliklerini işlevini biliyor, soyutu ve somutu, iyiyi ve kötüyü, ayıklıyor vs..vs..vs..

Evrimleşeme süreci günümüz insanının bulunduğu noktaya kadar yükseliyor.“Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve ondan dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz.” Neydi bu ağaç? “Şecer” bakın Hakkı YILMAZ Araf suresinin 19 ayetini açıklarken bu konuda neler diyor;

Biz, “yasaklanan ağaç” konusunu tam olarak açıklığa kavuşturabilmek için, ayette geçen “şecer” ve “mal” sözcüklerinin temeline inme ihtiyacı duyuyoruz. Şecer“Şecer”, bitki cinsindendir. Gövdesi üzerinde desteksiz duran bitkidir; kış mevsiminde varlığını koruyan bitkidir. Hicazlılar, buğday, arpa ve hurmaya “şecer” derler. “Şecer” sözcüğü, “ihtilâf” (Nisa; 65) ve “sarf etme” anlamlarında da kullanılır. Çünkü ihtilâfların ekserisi “mal” yüzündendir, en çok harcaması yapılan da “mal”dır. (Lisan ül Arab c:5, s:32,33, “Şcr” mad.)Dikkat edilirse, ayetlerdeki “şecer” sözcüğü ile 22. ayetteki “verak ül cennet” ifadesi aynı anlama gelmektedir ve her ikisi de kısaca mal; altın, gümüş, deve, arpa buğday ve hurma demektir. Dolayısıyla biz de “şecer”i, Hicazlılar gibi “mal” olarak anlayabiliriz. Mal“Mal” sözcüğü Türkçemize Arapçadan gelmiş bir sözcüktür. Konunun iyi anlaşılabilmesi için bu sözcüğün de Arapçadaki gerçek manasını tespit etmek gerekmektedir.“Mal”; “tüm eşyadan sahip olunan şeyler” demektir. “Mal” aslında, “altın ve gümüşten sahip olunan” demektir. Sonradan kazanılan, elde tutulan ve ayniyattan sahip olunan şeylere ıtlak olunur oldu. Arab’ın “mal” dediği şey ekseriyetle “deve”dir. (Lisan ül Arab c:8, s:403, “Mvl” mad.) Kıssayı anlatan ayetlerdeki ifadeler ve sözcüklerin gerçek manaları bize göstermektedir ki Allah, insanın mal tutkusundan uzak olmasını istediği için Âdem ve eşini mal düşkünü olmaktan menetmekte, İblis de Âdem ve eşini mal ile aldatmaktadır. Nitekim Ta Ha suresinin 120. ayetinde de İblis, Âdem’i (burada Âdem’in eşinden bahsedilmemiştir) ebedîleştirmek için onu “seceret ül huld”e; mala (altına, gümüşe, deveye, arpaya, buğdaya, hurmaya…) yönlendirmiştir. Aslında “seceret ül huld”e yönlendirme, İblis’in üçüncü iğvasıdır. Aşağıda, 20. ayette görüleceği gibi İblis’in ilk iğvaları, melek (iradesiz varlık; robot) yapılma ve “halid” olma (hiç değişmeden aynı kalma) üzerine olmuştur. İblis’in Âdem’i yoldan çıkartmak için başvurduğu bu son iğva, akla hemen Hümeze suresinin 2. ve 3. ayetlerini getirmektedir: Hümeze; 2, 3: O ki malı toplayıp ve malının gerçekten kendisini ebedîleştirdiğini sanarak onu tekrar tekrar sayandır. Netice olarak, bize göre gerçekte ne böyle bir olay cereyan etmiştir, ne de ortada herhangi bir ağaç vardır. Çünkü ayetler temsil tekniğiyle anlatılmış olup, her şey temsilîdir. Sahnede ise; Allah, Âdem, Âdem’in eşi ve İblis vardır. Sahne, cennettir (yeşil bir bölgedir), ayetteki “şecer (mal; altın, gümüş, arpa, buğday, hurma, deve)” de bir sahne dekorudur. Hakkı YILMAZ, istekuran.

Yerleşin, eğlenin, gezin, yiyin için ve iyilikten yana ne varsa serbest bir şekilde yapın. Ama kötülüğe yaklaşmayın sora zalimlerden olursunuz, iyilik ağacı serbest kötülük ağacı yasak.İnsan tekâmül edip geliştikten sonra iradesi kendi eline verildi ve iyiyi kötüyü yapabilme kabiliyeti ortaya çıktı “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette oturun, dilediğiniz yerden yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz.” (7/Araf/19)

İyilik ağacının meyveleri; iman, adalet, doğruluk, dürüstlük, yardımlaşmak, sevgi, merhamet vb.. güzel hasletlerin tamamı (Salih amel)

Kötülük ağacının meyveleri; şirk, zulüm, haksızlık, ihtiras, bencillik, içki, kumar, zina, tecavüz, cinayet vs.. (habis olan her şey)

Allah âdeme yani insanlığa bu ağaca (kötülük ağacına) yaklaşma diyor.

Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: “Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Belli bir süreye kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı olacaktır.” (2/Bakara/36)

Bunun üzerine biz şöyle demiştik: “Ey Âdem! Şu, senin de eşinin de düşmanıdır, dikkat et de sizi cennetten çıkarmasın; sonra bedbaht olursunuz.” (2/Bakara/117)

Derken, şeytan, kendilerinden gizlenmiş çirkin yerlerini onlara açmak için ikisine de vesvese verdi. Dedi: “Rabbinizin sizi şu ağaçtan uzak tutması, iki melek olmayasınız yahut ölümsüzler arasına katılmayasınız diyedir.”Ve onlara, “ben size öğüt verenlerdenim” diye yemin de etti.Nihayet onları kandırarak aşağı çekti. O ikisi ağaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı. Bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara seslendi: “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Ben size, şeytan sizin için açık bir düşmandır demedim mi?” “Ey Rabbimiz, dediler, öz benliklerimize zulmettik. Eğer bizi affetmez, bize acımazsan elbette ki hüsrana uğrayanlardan olacağız.”Buyurdu: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belirli bir süreye kadar mekân tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüştür.” Buyurdu: “Orada hayat bulacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız.”Ey âdemoğulları! Size, çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik. Ama takva giysisi en hayırlısıdır. İşte bu, Allah’ın ayetlerindendir. Düşünüp öğüt almaları umuluyor. (7/Araf/20-26)

“Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı.” İnsanlık ilerledikçe hem sayıları artıyor hemde karmaşa çoğalıyordu, bu çokluk beraberinde yozlaşmayı ve fıtrattan kaymayı daha kolay hale getiriyordu, şeytani olan yollar daha belirgin ve cazip hale geliyordu. Düşünün bir köyde adalet ve iyilik daha kolay yaşanırken metropolde bu iş daha zordur, kapitalizm, emperyalizm, stokçuluk, kara borsa, tefecilik, ahlaksızlık, değerleri hiçe sayma vb..

Şeytani unsurlar kalabalık toplumlarda daha iyi yuvalanır, gelişir ve çoğalır. “Biz de şöyle buyurduk: “Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin.” Hak yanlıları ve bat yanlıları bir birine düşman olarak yeryüzünde başından sonuna kadar bir biriyle savaş halinde mücadele etmektedirler. “Belli bir süreye kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı olacaktır.” (2/Bakara/36)

Toplumlar çoğalıp kalabalıklaştıkça Allah uyarıcılar gönderdi, zaten insanın fıtratına neyin iyi neyin kötü olduğu bilgisi yüklenmiştir, yani vicdan kitabımızda bunlar yazılıdır. Bunun üzerine biz şöyle demiştik: “Ey Âdem! Şu, senin de eşinin de düşmanıdır, dikkat et de sizi cennetten çıkarmasın; sonra bedbaht olursunuz.” (2/Bakara/117)

“Derken, şeytan, kendilerinden gizlenmiş çirkin” bencilliğe, mala, makama, mevkie, üne, şöhrete, şehvete, ihtirasa eğilimli “yerlerini onlara açmak için ikisine de vesvese verdi. Dedi: “Rabbinizin sizi şu ağaçtan uzak tutması, iki melek”

Ayetteki “melekeyni (iki melek)” sözcüğünün “melikeyni (iki kral)” olarak okunması da mümkündür. Nitekim İbn Abbas, Dahhak ve Yahya b. Ebi Kesir sözcüğü “melikeyni (iki kral)” olarak okumuşlardır. Bu kıraatı, Ta Ha suresinin 120. ayetindeki “eskimez / çökmez mülk / saltanat” ifadesi de desteklemektedir. Hakkı YILMAZ, istekuran.

kara paranın, kumarhanenin, uyuşturucunun, insan ticaretinin, kaçakçılığın kralı maliki “olmayasınız yahut ölümsüzler arasına katılmayasınız diyedir.” “O ki, mal biriktirdi, onu saydı da saydı. Sanır ki, malı sonsuzlaştıracaktır kendisini.” (104/2,3)

Ve onlara, “ben size öğüt verenlerdenim” diye yemin de etti.Nihayet onları kandırarak aşağı çekti. O ikisi ağaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı. Bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye başladılar. Mallarıyla, çirkinliklerini, üçkâğıtçı olduklarını, hortumcu olduklarını, kaçakçılıklarını, uyuşturucu ticareti yaptıklarını, organ mafyası olduklarını, insan ticareti yaptıklarını, sömürü düzenleri kurduklarını, toplu katliam yaptıklarını vb.. mallarıyla/servetleriyle örtmeye başladılar.

Dünya ekonomisini elinde tutup her türlü çirkin emellerini yerine getirmek için kullanıyor sonrada bu çirkinliği yine bu yapraklarla/mallarla örtüyorlar.

Cennet yaprakları (ağaç yaprakları değil) “Ağaç yaprağı” ve / veya “kitap yaprağı” olarak meşhurlaşmış olan “varak” sözcüğü;- Arap dilbilimcilerinden Cevheri’ye göre; “Gümüşlerden yapılma ve develerden meydana gelme mal varlığı”,- İbn-i Siyde’ye göre; “Koyun ve develerden meydana gelen mal varlığı”, (Lisan ül Arab, c:9, s:277, 280)- Ragıb’a göre; “Kitap ve ağaç yaprağından başka… ağaçtaki yaprağın çokluğuna benzetilerek ‘çok mal’ için de ‘varak’ tabiri kullanılır.” (El Müfredat, s:520, Verk Mad.)- Ebu Ubeyde’ye göre; “Gümüş ve her türlü canlı hayvan”,- Ebu Said’e göre; “Basılmış gümüş (gümüş para) anlamlarına gelmektedir. (Tac ül Arus, c:13, s: 476-480) Bu açıklamalara göre, ayetteki “varak ül cennet (cennet yaprağı)” ifadesi; “insana haz veren para, mal, mülk ve çeşitli nimetler” anlamına gelmektedir ki Rabbimiz bunların neler olduğunu başka bir ayette bildirmiştir: Âl-i Imran; 14: İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler süslü gösterilmiştir. Bunlar iğreti yaşamın faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa Allah, varılacak yerin bütün güzellikleri yanında olandır. İşte, Âdem ve eşi, Kur’an’da “varak ül cennet” olarak adlandırılmış olan, “iğreti yaşamın faydalarını sağlayan şeyler”e dadanmışlar ve bu tarz süsleri üst üste koyarak (bütün süsleri bir araya toplayarak) üzerlerine almışlardır (yaşamlarının ayrılmaz parçası hâline getirmişlerdir). Hakkı YILMAZ, istekuran

Rableri onlara seslendi: “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Ben size, şeytan sizin için açık bir düşmandır demedim mi?”“Ey Rabbimiz, dediler, öz benliklerimize zulmettik. Eğer bizi affetmez, bize acımazsan elbette ki hüsrana uğrayanlardan olacağız.”

Burada anlatılanlar, geçmiş, gelecek ve ikisi arasındaki olan bütün insanlığın hikâyesidir.

Burada anlatılanlar, geçmiş, gelecek ve ikisi arasındaki olan bütün insanlığın hikâyesidir.

Burada anlatılanlar, geçmiş, gelecek ve ikisi arasındaki olan bütün insanlığın hikâyesidir.

Kuran’ın kendi dili ve tarzıyla; Dünyanın öteki yüzünü; büyülü ve cazip tarafını (mal, mevki, şan, şöhret, yeme, içme ve eğlenme vb..) yani şeytanın cirit attığı alanı.

İnsanın öteki yüzünü; içindeki saklı duran çirkin yönünü (bencillik, nankörlük, haksızlık, acelecilik, ihtiras, öfke, kan döken ve bozgun çıkaran.) yani iblisin çalıştığı alanı.

Bu anlatım mecazidir, metaforiktir, soyut olanı somut olanlarla tarif etmedir, mücessemleştirmeli izahattır, ilahi hitabın beşerin/insanın belleğine, yine kendi diliyle kendi istifadesine en uygun sunumdur. Anlatımdaki mükemmelliği ve anlatılanı anlama derecesi, ilahına olan bağlılık, güven ve haşiyeti(8/29) ve kulun mesaisi-gayreti(29/69) oranındadır.

Algılayışımızın acizliği ilahi mesaja bigâne kalmak(44/36-37), gerektiği kadar emek vermemek, öteden beri gelen klasik anlayış perspektifinden(2/170) bakmak, aşırı gidip harici ve parçacı mantıkla(11/112) hareket etmek vb. anlama kabiliyetlerimizi ve tefekkürümüzü kısırlaştırıyor. O zaman da, soyut olanı somut, somut olanı da soyut olarak anlamaya başlıyoruz. İlişkimizi temelden sarsan, ana konulardaki anlam farklılıklarının nedeni ne olabilirki!!?

Kulların kendilerinden kaynaklanan zaafları sebebiyle, ilahi hitabın anlam ağırlığı, onların yüreğinde cazibesini kaybediyor, ilgi duyduğu ve dikkat kesildiği kadarını gayretle çalışan çalıştığı kadar ve mabuduna duyduğu saygı oranında anlıyor ve o paralelde yorumluyor.

Buyurdu: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belirli bir süreye kadar mekân tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüştür.”Buyurdu: “Orada hayat bulacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız.”Ey âdemoğulları! Size, çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik. Ama takva giysisi en hayırlısıdır. Artık anlatılması gerekenler anlatılmış, öğüt almak isteyene her türlü misal verilmiş, batılın çirkin yüzü, ondan korunması gerektiği ve nasıl korunacağı detaylandırılmış, Allah’ın ayetleri her taraftan ve her yönden şahitli bir şekilde fark ettirilmiştir,91/8 öyle ki tabir yerindeyse dört bir koldan:

1 Mushaf’taki ayetler (Resullere vahiy yoluyla gelen kitap.) İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; muttakiler için yol göstericidir. (2 Bakara 2)

2 Afaktaki ayetler (evrende iş ve oluşu içine alan kitap.) Yeryüzünde ayetler vardır görürcesine bilenler için. Benliklerinizin içinde de. Hala bakıp görmeyecek misiniz? (51 Zariyat 20,21)

3 Enfüsteki ayetler (yaratılışta kodlanan fıtri yasalar vicdanımızdaki kitap.) Onlara ayetlerimizi ufuklarda ve öz benliklerinin içinde göstereceğiz. Ta ki, onun hak olduğu kendilerine ayan-beyan belli olsun. Kendisinin her şey üzerinde bir tanık oluşu, senin Rabbine yetmez mi? (41 Fussilet 53)

4 Aklın ortaya koyduğu ayetler (insanlık tarih tecrübesi gelinen teknoloji ve keşifler zincirini terkip eden kitap.) Size verilen her şey, dünya hayatının geçimi ve süsüdür. Allah’ın yanında olan ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Aklınızı kullanmıyor musunuz? (28 Kasas 60) Bknz: (2/76 - 3/65 - 5/58,103 - 8/22 - 11/51 - 12/109 - 21/10,66,67 - 25/44 - 28/60 - 29/63 - 36/62,68-37/137,138 - 49/4 - 59/14 - 67/10)

Tüm bunları içine alan kitap:Yeryüzünde ve kendi benliklerinizde meydana gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir Kitap’ta belirlenmiş olmasın. Bu, Allah için çok kolaydır. ( 57 Hadit 22) Bknz: (85/21,22 - 13/39 - 43/4 - 50/4)

İşte bu, Allah’ın ayetlerindendir. Düşünüp öğüt almaları umuluyor. (7/Araf/20-her 26 )

 

190
0
0
Yorum Yaz