Kuran’da Evrim/tekamül!…yada..(7)

2008-01-01 23:29:00

 

 

Evrimde terfi dönemi

 

Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife (terfi ettireceğim) atayacağım.” demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamt ile tespih ediyoruz; seni kutsatıp yüceltiyoruz.”Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.” (2Bakara30)

Halife olmak ne demek? İnsana evrimleşme sürecinin neresinde halifelik verildi? Halifelik evrim sürecinin son aşaması mı? Yoksa evrim devam ediyor mu?

Halifenin anlamı: Arkadan gelen, yani başkasının arkasından gelip onun yerine geçen, birinin yerine iş tutan, yani makamını işkâl eden, kendinden öncekini temsil eden bv.. Anlamlara gelmektedir.

Burada atanan “halife” kim adına iş yapacak? Yâda kimin yerine geçecek? Yâda kimin arkasından gelen?

Yeryüzünde diğer varlıklar üzerinde hükmetme yetkisi ve adaletin inşası için Allah adına iş tutması mıdır halifelik?

Evrimini tamamlayıp kendinden önceki insansı (insanlığa aday henüz ruh üflenmemiş akıl verilmemiş) varlıkların arkasından geldiği için “halife” olabilir mi?

Hangi görüş olursa olsun ister yeryüzüne hükmetme, ister kendinden önceki insansı varlıkların arkasından gelmesi olsun, evrime/tekâmüle engel teşkil etmez.

Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife (cailun: terfi ettireceğim) atayacağım.” demişti..

Burada bazı çevirmenler “cailun” kelimesini çok zorlama bir çeviri yaparak, yaratmak olarak çevirirler. Oysa cailun; üste çıkarma, terfi ettirme, oluşturma/olgunlaştırma, ayıklama/seçme, soyut olan bir şeyi meydana getirme, anlamlarına gelmektedir.

3/55 “..sana uyanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde (cailu) tutacağım….”

2/124 “ ..Rab şöyle demişti: “Seni insanlara önder (cailuke) yapacağım…”

3/55 “…Ve sana uyanları, inkar edenlerin, kıyamete kadar üstünde (cailu) tutacağım…”

18/8 Ve elbette biz onun üzerinde (cailun) bulunanları çorak bir toprak haline dönüştüreceğiz.

28/7 “…Kuşkun olmasın ki, biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu resullerden biri (cailun) yapacağız… ..de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın?..

Evrimini tamamlamamış insan, modern insana göre daha hoyrat, daha kaba, karşısındakiyle tam bir iletişim kuramayıp en son yapacağını en önce yapıyor, kavga ediyor, alış veriş etmek yerine, bana ver mantığı hakim, buda kavgaya bozgunculuğa kan dökmeye neden oluyordu vs..

Meleklerin olayı resmetmesi (yani varlığın) diliyle mevcut durum ortadaydı, terfi alacak bir beşer görünmüyordu, ortada halife olacak cailun/terfi edecek liyakatte bir beşer yok, soru onun için geliyor!

Yoksa meleklerin diliyle böyle bir soru neden...Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi”.. diye sorulsun. Yaratılış sürecinin bu bölümü böyle anlatılıyor. Yaratıklardan biri bu olaylara dışarıdan objektif olarak şahit olsaydı, iş gelip sıra halifelik seçimine dayandığında aynen bu soru sorulurdu.. Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi”..

Tıpkı Musa a.s ın Salih kula her seferinde sorduğu gibi;

“gemiyi batırmak için mi deldin”18/71

“bir cana karşılık olmaksızın temiz bir cana neden kıydın”18/74

“bizi aç bırakan bu insanların duvarını neden ücretsiz yaptın”18/77

İnsana halifelik verilme süreci başladığında, görülen fotoğraf buydu.

Kan döken bozgunculuk çıkaran, rahat durmayan bir yaratık vardı. Sancılı dönem yaşanıyordu, hayat insanlığa gebeydi, adeta doğum sancısı çekiyordu, belli ki bu süreçte uzun ve sancılıydı.

Bir insanın ana karnından dünyaya doğması dokuz ay on gün kadar bir zaman alıyor, belki de insanlığın beşeriyetten âdemliğe doğuşu dokuz bin yıl almıştır.. Aklı yavaş yavaş belirginleşince, diğer canlılara daha fazla zarar vermeye başladılar. Güçleri arttı, tuzaklar kurmaya, biriktirmeye, aç gözlülük etmeye başladılar, ihtiyaçlarının sınırları akıllarıyla beraber genişliyordu, yeme, içme, giyinme, barınma ve silahlanma başlıca ihtiyaçlardı, bu ihtiyaçlarını diğer canlılar üzerinden gerçekleştiriyorlardı.

Diğer canlılara tahakküm başlamıştı, güçlerini onlara kanıtlamak için, tam bir katliam yaşatıyorlardı. Artık canlılar üzerine egemenliklerini ilan ediyor, ihtilal yapıyorlardı.Şimdi bu soruyu sormanın tam sırası “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi”..

Meleklere sorma ve meleklerin dillenmesi, iblise sorma ve iblisin konuşması gibi,7/12 vd.. cehenneme sorma ve cehennemin cevabı gibi,50/30 vd..göktekiler ve yerdekilerle konuşma gibi 41/11 vd.. “Ey yer! Suyunu yut ve ey gök, sen de tut.” Gibi 11/44 vb.. şekilde olmuştur. Bu tarz ifadeler Kuran’da oldukça yer alır.

Meleklere sorulması ve onların cevap vermeleri, metaforik fotoğraflama yöntemi, sahneleştirerek anlatım sanatı, meleklerde bu süreci böyle dillendiriyor;

Daha önce hiçbir canlı dünyada olup biten yasalara müdahale edememiş, yön verememiş, eşyaya isim verememiş, kendi buyruğu altına alamamıştı.

Eşyayı halden başka bir hale sokmamış. Maddeyi analiz edememiş enerjiyi keşfedememiş bunları kendi yararına kullanamamış. Böyle bir varlık sahnede yok ve anlatım mücessemleşiyor.

Soru soran yok Allah’ın kudreti karşısında kim soru sorabilir ki! Bu bir anlatım bir izahat bir dil

Meleklerin gördüğü ilkel bir beşerin nasıl halife olacağıydı ve sordular;

..”Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamt ile tespih ediyoruz; seni kutsatıp yüceltiyoruz”.. Varlığı bizlerde dillendirecek olursak; bizler senin ayetlerin, yasaların, sünnetiniz değişmeden işleyip duruyoruz, yaptığın işin mükemmelliği senin üstünlüğünü ve büyüklüğünü yansıtıyor ve hamdın ancak senin için olacağının göstergeleriyiz.

Zamanda geri gidecek olursak, yeryüzünde her türlü canlı var ama insan henüz evrimleşmemiş, doğada olan her canlı tabiatına uygun yaşayıp gidiyor, beşeriyet uzun yıllar böyle yaşadı, hatta insanlığın var olmasından bugüne kadar geçen zamandan daha fazla bir zaman böyle yaşadılar, bu beşeriyet bu haliyle halife olamazdı.

Sorulan soru bunun içindir Allah c.c Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife (cailun: terfi ettireceğim) atayacağım.” demişti.. bu söylemin akabinde, şu soru geliyor ..”Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın?

Allah c.c insanın evrimini tamamladıktan sonra, halife olabileceğine işaret ederek; “Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.”

Bu konuyla ilgili meleklerin bilmediği, Allah c.c bildiği insanın evrim geçirdikten sonra halife olabileceği ve yeryüzünün idaresinin insana verileceğiydi. Yani aşama aşama bu liyakate ulaşacakları gaybı bir gerçekti.

“Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.” ve “Dememiş miydim ben size! Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim.” Âdem’e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: “Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz.

“ Dediler ki: “Yücedir şanın senin. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Âlim’sin, her şeyi en iyi şekilde bilirsin; Hakim’sin, her şeyin bütün hikmetlerine sahipsin.

“ Allah buyurdu: “Ey Âdem, haber ver onlara onların adlarını.” Âdem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: “Dememiş miydim ben size! Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklaya geldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim.”(2 Bakara 31,32,33 )

Âdem’e isimlerin tümünü öğretti. İnsanın evrimini Âdem noktasına getirdi; Artık aklı iradesi açılmıştı.. Yaratılış özelliği itibarıyla her geçen zaman, insanı öyle bir noktaya taşımıştı ki, öteki canlılardan farklılığı belirginleşmişti artık. Alet kullanmaya başlamıştı ve diğer yaratıklara hükmetme, eşyaya isim verme, kabiliyeti kazanmıştı Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: “Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz.” Melekler, Allah’ın ayetleri, yönetim güçleri, yasaları ve elçileri olduğuna göre buradaki söylemi nasıl anlamamız gerekir?

Aslında bu hadiseyi evrende ve dünyada, etrafımızda ki olup biten her şeyden anlarız. Kozmik akışta olup biten fevkalâdelikler, muazzam işleyiş yasaları, iş ve oluşu, olaylar zincirini oluşturan; yönetim güçleri/elçiler/haberciler/”meleklerdir.”

Her bir yasa kendine verilen görevi, eksiksiz ve tam zamanında aksatmadan yapar. Bir birine karışmazlar, biri diğerine müdahale etmez, destekler ve sırası gelen devreye girer. İç içe geçmiş karmaşık düzende kendi kulvarında üzerine düşeni yerine getirir, bir birini tetikler, çekip sürükler.

Değim yerindeyse; kozmik akışın enstrümanları, her biri ayrı ses verir ama aynı esere tempo tutarlar. Bu enstrümanlar biri diğerinin yerine geçmez, biri diğerini çalamaz, hepsi birini biri hepsini çalmaz. Ama insan hepsini çalar!

Bunların top yekûnuna insanın yaptığı gibi eşyaya hükmedin yön verin doğru sözlülerseniz… “Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz.”Dediler ki: “Yücedir şanın senin. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Âlim’sin, her şeyi en iyi şekilde bilirsin; Hakim’sin, her şeyin bütün hikmetlerine sahipsin.”

İnsanlığın en doruk noktası olan Âdem olma sürecine gelen insana işaret ederek; Allah buyurdu: “Ey Âdem, haber ver onlara onların adlarını.” Haydi adem sen çal! Artık ilkel insan yoktu, evrimini/tekâmülünü tamamlamış, eşyaya yön veren, isim takan, tarih yazan, bilimsel çalışmalar ortaya koyan, teknolojinin gücünü kullanan, branşlaşıp derinlemesine araştırmalar yapan, evreni keşfeden, uzaya yolculuk yapan, psikolojik ve fizyolojik dallarda ilerleme kaydeden, organ nakli yapan, klonlama yapan, maddeyi ve enerjiyi keşfeden ve bunlara yön veren, iletişimde oldukça ilerleyen vb.. konuma gelmiş, halife oluşundan kıyamete kadar öğrenip yapacağı; “Ey Âdem, haber ver onlara onların adlarını.” İfadesi insanın nerelere varacağının fotoğrafını ortaya koyuyor.

Kuran’daki bu anlatım “Âdeme hemen isimler öğretildi ve Âdemde kalktı meleklere saydı” tarzında olmamıştır!.

Bu mecazi anlatım; insanlığın yaratıldığından kıyamete kadar olan sürecinde, bütün bir insanlığı tarif eden, izlediği tenezzüh/seyri anlatan, başlangıç ve bitiş çizgisi arasındaki seyrü seferi ortaya koyan anlatım sanatıdır.

Bu anlatılanlar metaforik bir anlatımdır, soyut olanı mücessem bir dille anlatmadır.

Varlığı dillendirmedir. Yâda varlığın bizim tarafımızdan bilinmeyen dilini tercümedir. Anlayalım diye tashihi yapılmış dilimize uyarlanmış örnekleme anlatımdır.Allah yarattığı her varlıkla kendi diliyle konuşuyor:

Âdemlik ilk evrimleşen sürecin adı olmakla beraber, bir yönüyle de bütün insanlığın ortak adıdır “Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yapacağım,” demişti”…2/30 “Sizi yeryüzünün halifeleri yapan”…6/165

Âdem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: Âdemin meleklere haber vermesi hadisesi, insanlığın ortaya koyduğu yetenek ve kabiliyetleridir, aklı ve iradesidir, şu an hazırladığımız bu yazı bir yönüyle Âdemin yani insanlığın meleklere haberidir “Dememiş miydim ben size! Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklaya geldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim.”

Burada aklınıza şöyle bir soru takılabilir! İnsan evrimleşse de tekâmül etse de bozgunculuk çıkarıyor ve kan döküyor, buna ne demeli?

Evrimini tamamlamamış insanın bozgunculuk çıkarması kendi elinde değil, yapısı gereği hoyrat kaba abullabut nezaketsiz mağara adamı vb.. özellikler taşıyor, böyle olması yaşama tutunması için bir zorunluluktu, modern insana çıkan merdivenlerin ilk basamaklarıydı, o basmaklardan geçmeden bugüne gelinemezdi.

Düşünsenize konuşmayı bilmiyor, eşyaya isim takamıyor ve yön veremiyor, yiyeceklerin acısın tatlısını zehirlisini temizini pisini tecrübe ederek tanımlıyor, kıyafet ve barınma sorunu var, avlanma ve savunma çok güç, vs.. bunu bugünkü modern insanın kaldırabilmesi imkânsızdır.

İlkelliğin verdiği kaba güç, bu koşullara dayanmayı daha elverişli ve olanaklı kılıyor, ihtiyaçlar belirginleşiyor ve her şey yerli yerine oturtuluyordu ve basitten karmaşığa doğru bu yolculukta akla zemin hazırlanıyordu.

Dengeli bir gelişim süreci adım adım evrimini/tekâmülünü tamamlıyordu, maddi ve manevi, fiziksel ve psikolojik, bedensel ve akıl yönünden devam ederek uzun yıllar sürerek bugünkü modern insana kadar ulaşıyordu.

Gelelim insanın hala bozgunculuk yapması ve kan dökmesine.

Artık bozgunculuk çıkarması tabiatı gereği değil iradidir, yani sorumludur. hayvanların yaptığı hiç bir şey kınanmaz, çünkü akılları ve iradeleri yoktur. Ama insan halife olduktan sonra yaptığı her işten sorumludur. Burada şu devreye giriyor “biz insanı güzel yarattık ve iradesini kendi eline verdik” artık insanın iradesi var yaptığından kendi sorumlu.

Biz insanı gerçekten en güzel bir biçimde yarattık.Sonra da onu düşüklerin en düşüğüne/ aşağıların en aşağısına çevirip attık.İman edip hayra ve barışa yönelik iş üretenler müstesna. Bunlar için kesintisiz bir ödül vardır. (95 Tin 4-6)

Evrimini tamamlamasına rağmen, aklı belirginleşip iradesi kendi eline verilen modern insan, kan döküp bozgunculuk çıkarıyorsa, aşağıların aşağısını dönüşür. İlk geldiği noktanın da altına iner!.

İçinizden, Cumartesi günü (avlanma yasağı)nı çiğneyenleri elbette bilmişsinizdir; işte onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik(2/Bakara/65). De ki: “Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size söyleyeyim mi? Allah kim(ler)e lanet ve gazap etmiş, kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana tapanlar yapmışsa, işte onların yeri daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır. (5/Maide/60) Ne zaman ki onlar, kendilerine hatırlatılanı unuttular, biz de kötülükten menedenleri kurtardık; zulmedenleri de, yoldan çıkmaları yüzünden çetin bir azap ile yakaladık. Kibirlerinden dolayı kendilerine yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik(7/Araf/165,166) 93

Prof. Dr. Süleyman ATEŞ tarafından yapılan yorum 93 Mâide Suresinin 60. ayetinde belirtildiği gibi, Yahudi kabilelerinden bir grup, işte bu Ashâbu’s-sebt (Cumartesi yasağını çiğneyenler), dejenere edilip hınzır ve maymun kılığına sokulmuşlardır. Bir insanın kılığının değiştirilip hayvan kılığına sokulmasına mesh (Âî”òÎ) denilir. Rivayetlere göre eski uluslarda mesh olurdu. Bu, ahlâken bozulan insanlara, Allah tarafından verilen bir ceza idi.. Ancak bunun, gerçekten insanın maymun biçimine sokulması mı, yoksa ahlâkan bozulup maymun gibi taklitçi ve aç gözlü duruma düşürülmesi mi olduğu hakkında görüş ayrılığı vardır. Eğer ayet, ahlâkî bozulmaya işaret ise bu, her zaman ve her ulusta olur. İnsanlar nefislerinin zebunu olunca şeklen değil, sîreten yani huy bakımından herhangi bir hayvanın karakterine girmiş olurlar. Bunlar görünürde insan olsalar da gerçekte hayvan düzeyinde ve ahlâkındadırlar. O halde insan, ahlâkını korumalıdır ki manen insan mertebesinden çıkıp herhangi bir hayvan düzeyine inmesin, nefsinin esiri olmasın!

Kim bilir belki bundan sonra evrim/tekâmül insanın iradesine bırakılmıştır.

Ya gerisin geri geriler cehenneme gider, yâda tekâmülüne devam eder cennete gider.

 

179
0
0
Yorum Yaz