Kuran’da Evrim/tekamül!…yada..(5)

2008-01-01 23:36:00

 

 

İnsanın oluşumu/yaratılışı,

 

 

Yeryüzünde ki en değerli yaratık olan insan, dünyaya başka bir âlemden, yâda başka bir gezegenden gelmemiştir. Deyim yerindeyse mayası, hamuru, çamuru, nutfesi, huyu ve suyu yeryüzüne aittir. Canlılık varlık alemine gelmeden önce, bir canlının ömrüne kıyasla, çok uzun zaman geçmiştir. Bu canlılığın içerisinde insanın oluşumunu (evrimini) tamamlaması daha bir uzun zaman olmuştur.

“İnsanoğlu, var edilip bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz uzun bir zaman geçmemiş midir?” (76/ İnsan 1)

Bundan iki mana çıkabilir; Biri evrenin ilk başlangıcından insanlığın var edilmesine kadar geçen zaman, bir diğeri de canlılığın oluşumundan insanın tekâmülüne kadar geçen zaman. Her iki manada da insanlığın bakışıyla uzun zamanı ifade eder.

“Ne oluyor size de Allah için bir vakar ümidinde olmuyorsunuz?” “O ki, sizi (bir evrimle) halden hale/evreden evreye geçirerek yarattı.” “Görmediniz mi, Allah yedi göğü ahenkli bir bütün olarak nasıl yarattı?” “Ve Ay’ı, bunlar içinde bir nur yaptı ve Güneş’i bir kandil haline getirdi.” “Ve Allah sizi bir bitki olarak yerden bitirdi.” “Sonra sizi yere geri gönderiyor ve sonra bir çıkışla tekrar çıkarıyor.” (71/Nuh 13-18)

Yaratılan her şey, kendine ait kulvarda/yörüngede amaçlanan bir hedefe doğru akıp gitmektedir. Bütün iş ve oluş neden-sonuç ilişkisi içerisinde bir birini izleyen biri olmazsa diğerinden söz edemeyeceğimiz bir bağ oluştururlar.

Bulunduğumuz noktadan zamanı ve gelişmeleri hayal gücümüzün yardımıyla bir film şeridi gibi geriye doğru saralım.

Yaklaşık olarak insanlığın ilk yaratılışına ulaşmak için 3 milyon, canlıların sudan karaya çıkışına 500 milyon, canlılığı oluşturacak organizmanın yaratılışına ulaşmak için 3 milyar, güneş sistemimizin ve dünyanın oluşmasına ulaşmak için 5 milyar yıl ve evrenin ilk yaratılmasına (büyük patlamaya) gitmek için 16 milyar yıl geri gitmemiz gerekir.

Şimdide başlangıçtan bulunduğumuz noktaya geri dönelim, sıfır hacim ve sonsuz yoğunlukta iken (yoktan yaratılış, varlık alemine gelmeden önce) büyük patlama gerçekleşir, çok dengeli bir hızla genişlemeye başlar.

Akıllara durgunluk verecek bu dengeyi, bilim adamları şöyle hesaplıyorlar: Patlama, saniyenin milyar kere milyar kere milyar kere milyar kere milyonda biri kadar inanılmaz bir kısa zaman zarfı içerisinde meydana gelmiştir 1043 saniye

Bu kadar kısa zaman zarfı içerisinde meydana gelen Big bang, eğer daha uzun bir zaman zarfı 1042 saniye içerisinde meydana gelmiş olsaydı evren patlamadan hemen sonra içerisine göçecekti.

Eğer patlama, bu kısa 1044 saniye zaman zarfından daha kısa yani daha şiddetli bir şekilde meydana gelseydi o zamanda doğacak evrende ne bir yıldız nede bir galaksi meydana gelecekti.

(Not:”1043” manası 10 üzeri 43 saniyedir, 1 saniyeyi 10 a bölerek çıkan sonucu tekrar 10 a bölerek ve bunu geriye doğru 43 kez bölmek demektir. Tam tersi işlemde aynı yöntem çarparak yapılır.)

Galaksiler yıldız sistemleri ve gezegenler oluşur, bu oluşum devam ederken 10 milyar yıl geçmiştir ve bizim güneş sistemimiz oluşmaya başlamıştır.

Dünyamız ya bir yıldızdan koptu, yada güneşten. İdeal kütlesine ulaştı ve güneşin yörüngesinde yerini aldı. Ateş topu olduğu için sürekli volkanik patlamalar, yağmurlar derken 12 milyar yılı geride bırakarak yolculuğumuza devam edelim.

Artık varlık alemine canlılığı oluşturacak bileşenler, “bende varım bu varın içinde” demeye başlamış, bakteriler, yosunlar, bitkiler yaşama merhaba demişlerdir ve yeni gelecek olan misafirini ağırlamak üzere uzun yıllar çalışmaya başlamış,

Bitkiler karbondioksit emerek gelecek olan canlıların ihtiyacı olan oksijeni salgılamışlardır, oksijen atmosfer oluşturmuş ve artık hayvanların sırası gelmiştir. Hayvanlar artık vardır ve evrimleşmeleri başlamıştır, karaya çıkmaları yaklaşık bundan 500 milyon yıl önceye dayanmaktadır ve karada da evrimleşmeleri devam etmiştir.

16 milyar yılı geride bırakarak bulunduğumuz noktaya geri dönelim. Mükemmel yaratık olan insan aklıyla evrenin başlangıcına kadar seyahat edip geri gelebiliyor ve bu yolculukta öğrendiklerini tahlil ediyor, basitten karmaşığa doğru akıp giden bu süreç evrim/tekâmül değil de nedir!

“Ne oluyor size de Allah için bir vakar ümidinde olmuyorsunuz?” “O ki, sizi (bir evrimle) halden hale/evreden evreye geçirerek yarattı.” “Görmediniz mi, Allah yedi göğü ahenkli bir bütün olarak nasıl yarattı?” “Ve Ay’ı, bunlar içinde bir nur yaptı ve Güneş’i bir kandil haline getirdi.” “Ve Allah sizi bir bitki olarak yerden bitirdi.” “Sonra sizi yere geri gönderiyor ve sonra bir çıkışla tekrar çıkarıyor.” (71/Nuh 13-18)

Hayatın her alanında evrim/tekâmül var, canlıda, cansızda, bilimde ve teknolojide, yakında ve uzakta, uzun soluklu ve kısa süreli, zamanla birlikte akıp gitmektedir.

Mikroplarda gribal enfeksiyon her son bahar kendini yeniler, bağışıklık sistemimiz her mikroba karşı devreye girer ve onu evrimleştirerek evcilleştirir.

Yumurtadan tırtıla, tırtıldan kozaya, kozadan kelebeğe, evrimleşerek doğayı süsleyen harika bir varlık olur.

İnsanın bireysel evrimine de baktığımız zaman, ana karnında, sperm, embriyo, cenin, güzel bir biçim almaya doğru yol alır ve doğuma kadar ana karnında tekamül eder. Dünyaya gelir, yeme, içme, emekleme, yürüme ve konuşma iradesi şekilleninceye kadar sürüp gider. Hem fiziksel hem de öğrenimsel açıdan evrimi devam eder.

Hayat basitten karmaşığa doğru akıp gitmektedir, sürekli bir ayrışma ve başkalaşma görüyoruz, çürüyor, bozuluyor, küfleniyor dediğimiz şeyler, aslında başkalaşıyorlar, bir halden başka bir hale geçiyor. Bahse konu olan bu olup biten, Allah’ın her an müdahalesini gözler önüne seriyor.

Göklerde ve yerde kim varsa O’ndan ister. O, her an yeni bir iş ve oluştadır. (55/Rahman29)

“Kozmik akış Allah’ın davranışıdır”. M.ikbal

Evrimleştirerek yaratmayı Allah’a yakıştıramıyorlar mı? Neden olmasın? Kuran’a mı aykırı? Allah’tan onlara yaratılışın teferruatlı listesi mi verilmiş?

Allah yaratmayı yasalara, koşullara, sebep sonuç ilişkisine ve olaylar zincirine bağlamıştır. Allah’ın “Ol” demesini ben böyle anlıyorum, bir birine bağlantılı, biri diğerinin takip eden bir zincir. Bir insanın ana rahmine düşüşünden olgunluk çağına gelinceye kadar ne merhaleler geçirdiğini hepimiz tecrübe etmişizdir, işte bu Allah’ın insanın yaratılması için “ol” demesidir.

Gökleri ve yeri yoktan var edendir. Bir işin olmasını dilerse, ona sadece “Ol,” der ve olur. (2/ Bakara 117)

Rızkımızı veren, bize elbise indiren ve bunları da “ol” demesiyle yapan yüce Allah her şeyi bir yasaya bir kurala göre yapmaktadır.

Allah bir şeyi verirken, yada yaratırken, sihirli sopasıyla (abraka dabrak) ortaya çıkarmıyor. Bu Allah’ın evrene koyduğu yasaya uymaz, olup biten her şey yasaya kurala sebep sonuç ilişkisine bağlanmıştır.

İnsanlar (başlangıçta tevhit inancına bağlı) tek bir ümmet idiler; sonra ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesiyle ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir (işleri bitirilir)di. (10 Yunus 19)

Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir hüküm ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, onlar da hemen cezalandırılırlardı. (20/ Taha 129)

Bitki ve hayvanlardan elde ettiğimiz, yün, pamuk, deri ve ipek, bunlar elimize kumaş yada elbise olarak gelmiyor, rengarenk kıyafet olabilmesi için, çeşitli evrelerden geçmesi gerekiyor.

Ey âdemoğulları! Size, bedeninizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik. Ama takva giysisi en hayırlısıdır. İşte bu, Allah’ın ayetlerindendir. Düşünüp öğüt almaları umuluyor. (7/ Araf 26)

Ekmeğimizin ve türlü türlü yemeklerimizin, her türlü sebzeler ve meyveler, envai çeşit içecekler, bunlarla yaptığımız çeşitlemeler, mezelerin ve karışımların soframıza nasıl geldiğini hepimiz biliyoruz.

O bir yığın aşamalardan sonra soframıza gelen, bu nimetleri kim verdi diye sorulan soruya, elbette Allah verdi diye cevap verilir.

Tıpkı Zekeriyya a.s ın yetiştirdiği Meryem validemiz gibi..

Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyyâ da onun bakımını üstlendi. Zekeriyyâ, onun yanına, mihrâba her girdiğinde yanındaki yiyecekleri işaret ederek sorardı: “Ey Meryem, bu sana nereden?” derdi. “Bu, Allah katından” derdi. “Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.” (3/ Ali-imran 37)

Buradaki bir bitki gibi yetiştirme işini Zekeriyya a.s üzerinden yapıyor, Zekeriyya a.s onu yetiştirdiği için, ona nimetlerin kim tarafından verildiğini test etme adına sık sık soruyor ”Zekeriyyâ, onun yanına, mihrâba her girdiğinde yanındaki yiyecekleri işaret ederek sorardı: “Ey Meryem, bu sana nereden?” derdi. “Bu, Allâh katından” derdi.” Talebesinin rızkı Allah verir şeklindeki cevabı, onun iyi yetiştiğinin bir göstergesidir. Sofra gökten inmiyor.

Bizlerde aynı cevabı veriyoruz, bizi yaratanda rızık verende kıyafetlerimizi indirende yüce Allah’tır

Bütün kâinattaki her şeyi zerreden evrene, mikrodan makro ya, madde den enerjiye, başından sonuna, soyut yâda somut, canlı yâda cansız, cinne vel inse her şeyi yasalarıyla kanunlarıyla ihtiyaçlarıyla rızıklarıyla yaratan koruyan gözeten terbiye eden yetiştiren yüce Allah’tır.

Gaybın anahtarları O’nun yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde olanı da bilir. O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Toprağın karanlıklarındaki bir dane, yaş ve kuru her şey apaçık bir Kitap’ın içindedir. (6/Enam59)

Göklerde ve yerde kim varsa O’ndan ister. O, her an yeni bir iş ve oluştadır. (55/Rahman29)

Ayetlere derinlemesine baktığımızda! Bire bir yaşayıp şahit olduğumuz yaratıklar üzerindeki olup biten gerçekler, işleyip duran yasalar, bize şunu gösterdi ki Allah her şey üzerine bir yasa bir kural koymuş ve kurallar hiç değişmeden belli bir süreye kadar belirlenmiş bir hedefe doğru akıp gitmektedir.

Her şeyde olduğu gibi, yaratılışta da belli bir yasa işlemektedir işte biz bunun analizini yapmaya çalışıyoruz.

İnsanın yaratılması nasıl başlamıştır?

İnsanın diğer canlılar gibi kökleri aynı yere dayanıyor, bakteri, yosun, bitki, hayvan ve insan, belli bir süreye kadar ortak bir süreçten geçirilmişlerdir. Daha sonra gelişme, oluşum, evrim, tekâmül, adını ne koyarsanız koyun, insanın bu günkü halini alması bir takım evrelerden geçerek olmuştur. “O ki, sizi halden hale/evreden evreye geçirerek yarattı.” (71/ Nuh 14)

Şunu unutmamak gerekir ki! Biz burada, Allah mı yaratmış, tesadüfen mi olmuş, onu tartışmıyoruz, hiç şüphesiz bütün mevcudatı “O” HALIK, MUSAVVİR, BARİ OLAN, YÜCELER YÜCESİ ALLAH YARATMIŞTIR

Allah’tır O. Haalik, Bari’, Musavvir’dir O. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ne var, yerde ne varsa O’nu tespih eder. Aziz’dir O, Hâkim’dir. (59/ Haşr 24)

Bizim münazara ettiğimiz bu yaratılış gerçeğinin, nasıl olduğu yönündedir.

Gaybın anahtarları O’nun yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde olanı da bilir. O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Toprağın karanlıklarındaki bir dane, yaş ve kuru her şey apaçık bir Kitap’ın içindedir. (6/Enam59)

Ortak ata tek hücre

Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan onun eşini de vücuda getiren ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbimize karşı gelmekten sakının. Adını anarak birbirinizden dilekler dilediğiniz Allah’tan korkun. Rahimlerin haklarına saygısızlıktan da sakının. Şu bir gerçek ki Allah, Rakib’dir, sizin üzerinizde sürekli ve titiz bir gözetleyicidir. (Nisa 4/1)

“Ey insanlar: Sizin yaratılmanız ve tekrar dirilmeniz tek bir nefsin yaratılması ve tekrar diriltilmesi gibidir. Şüphesiz Allah İşitendir ve Görendir. ”(Lokman, 31/28)

İnsanda dahil her canlı sudan yaratılmıştır.

“İnkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi görmüyorlar mı?” (Enbiya, 21/30)

“Allah bütün canlıları sudan yaratmıştır. Kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Allah şüphesiz her şeye Kâdir’dir” (Nur, 24/45)

Bitkilerde sudan yaratılmıştır, su hayatın kaynağıdır.

“Sizin için yeryüzünü döşeyen, yollar açan, gökten su indiren O’dur. Biz bu su ile türlü türlü, çift çift bitkiler yetiştiririz.” (Taha, 20/53)

Bitkilerden evrimleştik.

“Allah sizi yerden bir bitki olarak bitirdi.” (Nuh, 71/17)

“Ne diye Allah’a gereği gibi bir davranışta bulunmuyorsunuz? Hâlbuki O sizi evrim merhalelerinden geçirerek yaratmıştır.” (Nuh, 71/13-14)

“Her şeyin hilkatini en güzel yapan ve insanı yaratmaya çamurdan başlayan o’dur. İnsanın neslini hakir bir sudan yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan üfüren ve sizin için kulak, gözler ve kalpler var eden O’dur. Doğrusu şükrünüz pek az.” (Secde,32/7-9)

Âdem oluncaya kadar geçen uzun zaman içinde, evrimini aşama aşama tamamlayan insan, çok zorlu geçen bir oluşum süreci geçirmiştir.

İnsan evrimini/tekâmülünü tamamlamış, Âdem olamaya kadar gelmişti, artık Âdemdir ve Âdem olmak sorumluluk gerektirir.

O zaman Âdem neyi ifade ediyor, kimdir?

Âdem: ilk insan değil, ilk halifedir.

Ayrıca modern (evrimini tamamlamış) insanlığı temsil eden sıfattır.

Şimdi “mâricin” ateşinden (yıldızlarda üretilen atomlar), “semum” ateşine (maddenin içine işleyen enerji), çamurdan bakterilere, yosunlara, bitkilere ve hayvanlara uzanan, oradan da Âdeme uzun yolda, evrimin izlerine rastlamaktayız. Bundan sonraki izler daha bir belirginleşiyor. Çünkü artık insan oluşumunu tamamlamış halife olmuştur ve işleri düzen koyması için vahyi almaya başlamıştır.

 

688
0
0
Yorum Yaz