İlahi hitabın serüveni..

2008-03-22 22:42:00

İlahi hitabın serüveni

 

 

Yaratıcının yaratıklarıyla kurduğu irtibat….

 

Aşkın olanın nahif olana hitabı….

 

Halik’ın mahlûk ile iletişimi….

 

İlahi itabın serüveninin seyri….

 

İlk resulden son resule kadar Allah insanla nasıl kelam etmiştir? Kitaplar aracılığıyla kurulan bağ ve Kur’an’ın günümüze kadar ulaştırılması.

 

 

Toplumular, kavimler, tarihler, kültürler, sorunlar/illetler farklı farklı olmasına rağmen, sünnetullah değişmeden nasıl bir seyir izlemiş ve hep aynı amacı uygulamaya koymuştur?

Kur’an tek harfi değişmeden, onca kültür ve tarih farkına rağmen, sorunları nasıl çözmüş ve Kur’an günümüze gelinceye kadar anlam alanı değiştirilmiş_midir?      

 

 

Allah’ın insanlığa halifelik (2/30-6/165-35/39-38/26) verdiğinden bu güne kadar, sürekli mesaj olarak gönderdiği,  her kavmin/medeniyetin kendi kullandığı dilde,(6/87-7/65,73,85-10/87-11/50,61,84-26/106,124,142,161-27/45-29/38-46/21-50/13) (kelimeler farklı söylense bile) mana itibarıyla aynı şeyi ifade etmekte olan dinin adı, bugünkü anlamı itibarıyla İslamdır (5/3).

 

İlk inen vahiyden bu güne kadar, Allah’ın emriyle hep aynı kanaldan (vahiyi yolu kanalı temiz olmayanların ulaşamayacağı zorlu yol cebrail), aynı kitaptan, (levhi mahfuz), resullere Allah’ın  mesajını bir birinden  farksız olarak, her kavme/topluma kapasitesi ölçüsünde, yine onların anlayacağı dilde ihtiyacı kadarı  gönderilmiştir.

 

İnsanlık tarihini incelediğimizde, çeşitli devirlerin geçtiğini bilmekteyiz. Tarih öncesi devir ve tarihi devir olarak isimlendirilmektedir.



Tarih öncesi devir; Taş devri

A)  Yontma ve cilalı taş devri.. 

B)  Maden devri (bakır, tunç ve demir devri)  

 

Tarihi devir:

A)  İlk çağ MÖ 3.200 MS sora 375 e kadar.  

B)  Orta çağ MS 375 MS 1453 e kadar.

C)  Yeniçağ MS 1453 MS 1789 a kadar.

D)  Yakın çağ MS 1789 ve günümüze kadar.

 

Toplumlar geliştikçe, medeniyetlerin birbirlerine toplu akıl halinde bıraka geldiği, bilgi, bilim,  buluşlar, keşifler ve teknolojinin gelişmesi, geçmişten geleceğe doğru, insanlığın tekamülüne/gelişmesine yol açmış ve bu ölçüde son gelen resule kadar vahiy’de insanlığın konumunu göz önünde bulundurarak, o ölçüde hitabın kapasitesini ve kapsamını geliştirerek nazil olmuştur.   

Gün geçtikçe insanlık eşyaya daha fazla yön verme ve yönetme imkanı yakalamıştır. Buda ona bazı araçları kullanmak kaydıyla bilgiye ulaşmada avantaj sağlamıştır. Vahyin amacı insanlığın anlayacağı son noktaya kadar gitmek olduğundan, öncekine göre sonraki daha bir akademik seyir izlemiştir.

 



“Hiç kuşkusuz, o Zikir'i/Kur'an'ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz.”  Külli_şeyin_alim olan Allah, ilk nazil olan vahiyde bu ilkeyi koyar, bir daha resul göndermesine gerek olmazdı. Kur’an kendinden önce inen metinlerden, akademik anlamda oldukça kapsamlı ve karmaşık, üst perdeden hitap etmektedir. Son nebiye kadar gelen vahyin muhatabı olan insanlığın, kapasitesi buna hazır değildi.

 

Şimdi şöyle diyenler olabilir; “Allah dileseydi ilk insandan bu güne kadar gönderdiği mesajı korurdu” gibi… Yada buna benzer sorular sorulabilir..

Bunlara cevabımız: Öncelikle Allah dilediğini dilediği zaman yapar kimseye sormaz, hiç kimseye de kendi taktirini/dileğini değiştirme yetkisi vermemiştir, hani bazı tarikat müntesipleri olmadık şeylerini ileri sürerken “ya kardeşim Allah dilese olur” evet Allah dilerse olur ama Allah sana_mı verdi takdir yetkisini demezlermi? Bizlere düşen Allahın takdir/dilek kürsüsünde oturmak değil… Allah’ın takdirinin/dileğinin ne olduğunu bulmak anlamaktır.

Birde Allah kullarına onların malzemesi, algılayışları ve kaldıra bildikleri neyse onunla hitap etmiştir. Vahyin geliş süreci de bu yöntemi takip etmiştir. Amaç insanların en kolay en anlaşılır şekilde vahye muhatap olmalarını sağlamaktır.

 

Biraz kafa yorup insanlık tarihine hayali yolculuk yaparak,  insanlığın neden hazır olmadığıyla ilgili birkaç madde özetleyerek çıkarmaya çalıştım.



1)   En önemli iletişim araçlarından olan okuma-yazının keşfedilmemiş olması…

2)   Yazdıkları metinleri,  kayıt altına alacakları imkanlarının olmayışı…

3)   İnsanlığın bir birinden kopuk olarak (değişik coğrafyalarda) yaşıyor  olmaları…

4)   Sanat, kültür, bilim, tarih ve medeniyet yönünden gelişmemiş olmaları…

5)   Her hangi bir hâdise, olay, tecrübe vs.. kayıt altına alarak veya telaffuz yoluyla tevatür_en aktaracak sayıya ulaşmamış olmaları…

6)   Dünya uluslarının, bir birleriyle olan iletişimi henüz  istenilen seviyeye ulaşmamış olması vb..

 

 

 

Bu maddeler çoğaltılabilir. Ör: Kur’an kıssalara çok yer verir, geçmiş tecrübelerin örneklik bakımından önemi oldukça zikredilmiştir. Eğer Kur’an kadar kapsamlı bir kitap, ilk resule verilseydi ve artık kitap gönderilmeyecek denseydi, kıssalardan söz etmek mümkün olmazdı.



Yüce Allah Kur’an’ın indirilme zamanını insanlığın belli bir konuma ulaşmasıyla aynı orantıda/paralelde takdir buyuruyor. 5/Maide3..” Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı seçtim”...

İlahi hitabın (Kur’an’ın) tekâmülü, ilk indiği dönemden bu güne kadar, her geçen gün biraz daha iyi ve kapsamlı anlaşılmaya doğru devam etmiştir/etmektedir.



Kur’an muhkemiyle, müteşabihiyle  aynı, fakat insanlık gelişmeye devam etmektedir, gelişip tekâmül ettikçe Allah’ın kelamını kendilerinden önceki toplumlardan, daha iyi anlıyor ve gelmiş geçmiş dinler ve ideolojilerin tarihin çöplüğüne nasıl gittiğine şahit oluyorlar.

 

Her çağın ellerindeki imkanlar doğrultusunda avantaj-dezavantaj pozisyonu, farklı düzlemde seyreder. Her çağın kendi döneminde bile farklı düzlem kategorileri mevcuttur.  Bu yüzden insanlık toplu yaşar, birey olarak hesap veriri. Her bir birey kendi bulundukları koşullar oranında sorumludur.

 

 

İnsanlık tarih süresi boyunca daha çok tarihinden haberdar olmuş ve hadisata/olaylara sebep vermiş ve bizzat şahit olarak sonuçlarına katlanmış bedel ödemiş, insanlık tarih tecrübesi ona hayata ve olaylara bakışını değiştirmiştir. Bu kazandıkları onun ilahi hitaba bakış düzlemini bir üst perdeye taşımasına yol açmıştır.

Günümüz insanı Kuran’ın anlam yelpazesinin daha kapsamlı ve geniş olduğu gerçeğini fark etmiştir.

 

 

Yüce Allah nasıl ki vahyi, insanlığın anlayabileceği seviyeden onlara hitap ediyorsa, yine insanlığın durum ve koşullarına göre, mesajı onlara indirmiş yine onların üzerinden koruması altına almış ve tevatür yoluyla bize kadar ulaşmasını sağlamıştır.



15/Hicr 9 Hiç kuşkusuz, o Zikir'i/Kur'an'ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz.

 

17/İsra85..88 Sana ruhtan (vahiyden) sorarlar. De ki: "Vahiy Rabbimden gelir. Size verilen bilgi ise pek azdır." Dilesek sana vahyettiğimizi geri alırız ve bize karşı her hangi bir koruyucu da bulamazsın. Ancak Rabbinin rahmeti var... O'nun sana olan nimeti büyüktür. De ki: "Tüm insanlar ve cinler bu Kuran'ın bir benzerini oluşturmak amacıyla toplansalar ve bu konuda birbirlerine destek olsalar bile, onun bir benzerini oluşturamazlar."



Kur’an indirilmeye başladığından bu güne kadar, büyük bir titizlikle ve dikkatle hep kayıt altına alınmıştır. Vahyin ilk indirilmeye başladığından, vahyin kesilmesine kadarki zaman dilimi (20 yıl aşkın) boyunca, sahabelerin büyük bir bölümünün oluşturduğu, vahiy kâtipleri yazarak kayıt altına almış ve ezberlemişlerdir. Bu yüzden hafız (Kur’an’ı ezberleme) geleneği günümüze kadar gelmiştir.



Resulullah surelerin sıralamasını, ayetlerin yerlerini, tertip etmiş ve son inen ayete kadar 5/Maide 3 “…Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslamiyet'i seçtim. Mushaf halinde ümmete teslim etmiştir.

 

 

Görevinin bittiğini hissettiğinde sahabelerine dönüp, veda hutbesinde “tebliğ ettim_mi?” sahabeler hep bir ağızdan “ettin ya Resulullah” diyince, resulde üç kez “şahit ol yârab” diyerek adeta artık görevinin bittiğinin ilan etmişti.

 

Kuran’ın korunarak gelmesi, ümmet üzerinden olmuştur. Bu ümmetin en iyi yaptığı iş desek yeridir. Öyle bir gelenek süre gelmiştir ki günümüzde de buna şahit olmaktayız, yukarıda da sözünü ettiğim gibi ezberleyen hafızlarımız teşvik edilmiş, etkisi günümüze kadar süregelmiştir.
Ben bunun vahyin ilk indiği dönemlerde Resulullah’ın gösterdiği önemden kaynaklandığını düşünüyorum. Gösterdiği bu önem ve titizlik ümmete yansıyarak, uygulana gelmiştir. Bunu Kuran’a verdiği değerden anlayabiliriz.

25/Furkan/32 İnkar edenler dediler ki: "Kur'an ona toptan, bir kerede indirilseydi ya!" Biz böyle yaptık ki, onunla senin kalbini dayanıklı kılalım. Biz onu parça parça/ayet ayet okuduk.

20/Taha/113,114 Biz sana onu böyle Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda tehditleri türlü biçimlere çevirip açıkladık ki korunsunlar. Yahut (Kur'an,) onlara bir hatırlama yaptırsın.
Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kuran'ı acele okumağa kalkma; "Rabbim, ilmimi artır!" de.

 

Hz peygamber gelen vahyin önemini çok iyi kavramış ve insanüstü bir gayrete kalkışmıştı. Yukarıdaki ayette de bunu bariz bir şekilde görmekteyiz. Ahiretde de Kuran’a verdiği değeri, Kuran’a bigâne kalanları şikayet ederken anlıyoruz.

25/Furkan/30 Resul de şöyle der: "Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular."

Selamların en güzeli ona olsun..

Kuran’ın toplanmasıyla ilgili sayın Fereç HÜDÜR beyin çalışmasından bir bölümü sizinle paylaşmak istiyorum.

 

 

 

Fereç HÜDÜR

KURAN’IN PEYGAMBERDEN SONRA TOPLANMIŞ OLDUĞUNU İDDİA ETMELERİ:

15- ............ Zeyd İbn Sabit el-Ensâri ye atfen yaptıkları rivayette: Ebu Bekir ve Ömer’in görevlendirmesiyle Zeyd diyor ki, “Ben kalktım, Kuran’ın ardına düşüp gereği gibi araştırdım ve onu yazılı bulunduğu deri parçalarından, kürek kemiklerinden, hurma dallarından ve hâfızların ezberlerinden bir yerde topladım. Ve et-Tevbe Sûresinden iki ayeti, Ebû Huzeyme el-Ensâri’nin yanında buldum. O iki âyeti ondan başka kimsenin yanında bulmadım.
Neticede içlerinde Kur’an toplanılan bu sahibeler, Allah kendisini vefât ettirinceye kadar Ebû Bekr’in yanında kaldı ..........................(Buhari, Kitabu’l-Tefsir 199 Cilt 9 s. 4423-4424 Ötüken 1987)

16-............ Ebû İshak şöyle dedi: Ben el-Berâ ( R )’ dan işittim, şöyle diyordu: “ Mü’minlerden oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlar müsâvi olmaz... “ Ayeti indiği zaman, Resûlullah (S) Zeyd’i çağırdı. Zeyd bir kürek kemiği ile geldi ve o ayeti yazdı..... (Buhari, Kitabu’l-Cihâd ve’s-siyer 47 cilt 6, s.2674. Ötüken 1987 )

HADİSİN TENKİDİ: Kuran’ın, Peygamber zamanında kitap halinde mevcut olmadığı, sonradan rast gele bir araştırmayla, hurma dallarından, deri parçalarından, taş levhalardan, kürek kemiklerinden, hafızların ezberlerinden toplanmış bir kitap olduğu hususunda müteaddit rivayetler uydurmuşlardır. Öyle ki, Kur’an bu dedikleri şeylere yazılı bir Kitab olmuş olsaydı, bir ambarı doldurması gerekirdi, bu iddiaları Kur’an’a bir iftira ve saygısızlığın ifadesidir. Allah, Kur’an’da Kitab indirmiş olduğunu ayetlerle bildirmiştir. Kur’an Kitab halinde Peygamber zamanında mevcut değil idiyse insanlar Kitab mevcut olmadığı halde, ayetlerde niçin Kur’an’dan Kitab olarak bahsediliyor diye sorarlardı. Peygamber zamanında Kur’an Kitab olarak mevcut idi, ve iddia ettikleri gibi, taş parçalarına , hurma dallarına v.s. yazılmıyordu. İnce ceylan derileri üzerine yazılan bir Kitab halindeydi. Bu hususta Kur’an’dan mealen:

- Andolsun Tûr’a (52/1)
- Satır satır yazılmış Kitab’a (52/2)
- Yayılmış ince deri üzerine (52/3)

İfadeleri Kuran’ın nasıl yazılmış bir Kitab olduğunu belirtir. Ayetler peygambere inmişti, eğer Kur’an ince deri üzerine yazılıp tespit edilmemiş olsaydı bu ayetleri duyanlar, siz hangi ince deri üzerine yazılmış kitaptan bahsediyorsunuz diye sormaz mıydılar! Kuran’ın peygamber zamanında özenle yazılmış olduğuna dair diğer bir örnek, Kur’an’dan mealen:

- Hayır, o ayetler bir mesajdırlar. (80/11)
- İsteyen onları idrak eder. (80/12)
- Onlar, değerli sayfalardadır. (80/13)
- Yüksek ve temiz sayfalarda. (80/14)
 
Bu örneklerden anlaşıldığı üzere, Kuran’ın sonradan rast gele, taş parçalarından,ağaç kabuklarından, kürek kemiklerinden toplanmış bir kitab olduğu yolundaki rivayetler Kur’an’a uymamaktadır, ve aslı yoktur.
Rivayetler uydurulurken, daha öncede belirttiğim gibi bazen kasıtlı, bazen de tutarsızlık şeklinde bir çok çelişkilere düşülmüştür. Fert ve kişilere kabul ettirmek ve sıkıştıklarında kendilerini kurtarmak için bazen doğrulara da yer vermişlerdir. Öyle ki bir konu hakkında bir rivayet uydurduklarında, muhakkak ona muhalif bir veya birden fazla rivayet uydurmaya özen göstermişlerdir. Sık sık bu tür çelişkili ifadeleri yan yana yazarak okuyucunun bu hususa dikkatini çekmeye çalışacağım. Zira hadis uydurma sistemlerinin kökü budur. Örneğin, Kur’an’ın sonradan rast gele toplanmış bir kitap olduğunu söylerken başka bir yerde, peygamberin onu Mushaf halinde bıraktığını rivayet etmek onlar için gayet normal bir durumdur. şöyle ki, uydurdukları diğer bir rivayette şöyle diyorlar:

17- ......Abdülaziz İbn Rufey’ şöyle dedi: Ben Şaddat İbn Ma’kıl ile beraber İbn Abbas’ın yanına girdim. Şaddat İbn Ma’kıl, Abbas’a:
-Peygamber (s) bir şey bıraktı mı? diye sordu.
İbn Abbas:
- Mushaf ‘ın iki yanını kuşatan ciltler arasında bulunandan başka bir şey bırakmadı, dedi.
Biz yine beraberce Muhammed İbnu’l -Hanefiyye’ nin yanına girdik ve ona’da aynı suali sorduk. Muhammed İbnu’l Hanefiyye de:
- İki kapak arasında bulunandan başka bir şey bırakmadı, dedi. (Buhari,Kitâbu Fedail’l -Kur’an 39 Cilt 11 sayfa 5112 Ötüken 1988)

Bu hadis evvelki hadislerle çelişkili olduğu gibi, Kur’an’ın Peygamber zamanında kitap halinde mevcut olduğunu ve Peygamberin hiçbir rivayet bırakmadığını itiraf etmişlerdir.

Diğer bir rivayette de şöyle demektedirler:

18-.......Enes İbn Mâlik el -Ensâri den rivayet ettiler ki:........ “Peygamber hücrenin perdesini açtı da, bizlere bakmaya başladı. Kendisi ayakta duruyor ve yüzü de Mushaf yaprağı gibi parlıyordu......”
(Buhari, kitabu’l -Ezân 72 cilt 2 sayfa 707 - 708 Ötüken 1987)
 
Bu rivayette de peygamberin zamanında Mushaf’ın yani kitap halinde Kur’an’ın, parlak sahifelere yazılı olarak mevcut olduğunu itiraf etmişlerdir. Zira var idi ki peygamberin yüzünü onun sahifelerine benzetmişlerdir.
Ayrıca, görüldüğü gibi 15 ve 16 no lu örneklerde verdiğim rivayetler. 17 ve 18 no.lu örneklerde belirttiğim rivayetlerle çelişki halindedirler.           
Fereç HÜDÜR



25/Furkan/4 Küfre batanlar dediler ki: "Bu, onun uydurduğu bir düzmeceden başka birşey değildir. Ve bu düzmecede ona, başka bir topluluk da yardım etmiştir." Andolsun ki, bunu söyleyenler bir zulüm, günah ve iftira sergilemişlerdir.

 

İslam ümmeti, resulden sonra, hiç kesintiye uğratmadan, aynı şekilde sahabelerden, tabiine, onlardan da günümüze kadar, aynı geleneği sürdürmüş, topluluklar halinde ya yazılı Mushaf aktarmış, yâda hafızlar sürekli ezberlemiş, tıpkı bir bayrak yarışındakiler gibi, bir önceki nesiller, sonrakine  aktararak mütevatir olarak bize kadar ulaştırmışlardır.

 

 

15/Hicr 9 Hiç kuşkusuz, o Zikir'i/Kur'an'ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz.

 



6/Eam 91 "ALLAH hiç bir insana bir şey indirmez," demekle ALLAH'ı gereği gibi değerlendirmediler. De ki: "Halka bir hidayet ve ışık olarak Musa'nın getirdiği kitabı kim indirdi -ki göstermek için onu kağıtlara/parşomenlere yazdığınız halde çoğunu gizliyordunuz. Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyleri onun yoluyla öğrendiniz-?" "ALLAH" de ve onları daldıkları sapıklıkta bırak, oynayadursunlar.

 

42/Şura/1-7 Ha, Mim! Ayn, Sin, Kaf. İşte böyle vahyeder sana ve senden öncekilere Aziz ve Hakim olan Allah!...

Göklerdeki ve yerdeki her şey O'nundur. Öylesine yüce, öylesine büyüktür O!

Gökler, üstlerinden çatlayacak gibi titreşiyor. Melekler de Rablerinin hamdiyle tespih ediyorlar ve yeryüzündekiler için af diliyorlar. Gözünüzü açıp kendinize gelin! Allah'tır ancak hep affeden, hep merhamet eden.

O'nun dışında veliler edinenlere gelince, onlar üzerine gözcü de Allah'tır. Sen değilsin onlara vekil.

İşte böyle! Biz sana Arapça bir Kur'an vahyettik ki, ülke ve medeniyetlerin anasını ve çevresindekileri uyarasın. Ve toplama günü konusunda da uyarıda bulunasın. Hiç kuşku yok o günde. Bir bölük cennettedir, bir bölük ateşte.

 

İnsanı muhatap alıp ona vahyeden yüce Allah’a hamdolsun..

Ömrünü davasına adamış bütün resullere selam olsun…

Kur’an’ı toplatan resule selam olsun…

Tarih boyunca ilahi itabı doğru anlayıp yaşayanlara selam olsun..

Kur’an’ı bizlere kadar taşıyan müminlere selam olsun..

Kur’an’ı doğru anlayalım diye çaba gösteren kardeşlerimize selam olsun..

 

“…Ente mevlane fensurna alel kavmil kafirın.

 

215
0
0
Yorum Yaz