Gırtlağın boğaza verdiği ders!

2007-10-05 15:16:00

Gırtlağın boğaza verdiği ders!

Ramazan sabahı midemin şikâyeti bir yandan, yakınlarımın canımı sıkan kronikleşmiş istekleri her sabah olduğu gibi benimle birlikte uyanması bir yandan, işlerin bitmez tükenmez sorunları bir yandan, çalan bir telefonla ihaleden henüz bir haber çıkmaması bir yandan, çok kötü bir sabahtı her halde!

Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım, elbiselerimi giydim ve tam çıkıyordum, kapıya yakın olan boy aynasına takıldı gözüm, isteksiz kendinden memnun olmayan bir edayla kendimi süzdüm aynada.

Aklımdan şunlar geçti “ya oğlum sen iyi giyimli evi arabası işi olan bir adamsın ne bu gerginlik”. Ama bu memnuniyetsizliğime faydalı olmadı, değim yerindeyse yüzümden düşen bin parçaydı.

Celalli duruşum, gururlu yürüyüşüm sanki herkese her şeyi ben vermişim. Ne birine bir iyilik yapacak, nede selam verecek bir vaziyetteydim. Biri çatsa belki de hır çıkaracağım, fitili ateşlenmeye hazır dinamit gibi gergindim.  

Bindim arabama koyuldum yola. İşim gereği bir araziye, arsa bakmaya gittim. Arsanın yerini tam bilmediğim için, arabamla orası mı burası mı bakarken etrafımı rahatsız ediyordum, arabanın çıkardığı tozla.

Amaaaan umurumda mı zaten günümde değilim! “Birilerine sorsam iyi olur” diye geçti içimden.  Havası açık temiz cam gibiydi, temiz bir hava teneffüs etmek varken, klimayı açmış camları kapatmıştım.

Az ileride bir taşın üstünde oturan bir adam vardı; belli ki keyfi gıcırdı mis gibi havayı bulmuş, boş boş oturuyordu, derdi olan adam böyle boş oturur muydu? Bak bana onca derdin arasında temiz havanın bile farkına varamamıştım.

 Neyse “gidip şu keyfi sultanda olmayan adama sorayım aransın yerini” diye geçti içimden.

Tozu dumana katarak adama yaklaştım, indim arabadan adamın suratına bir baktım, selam vermeme bile dilim engel oldu. Adam kaşların kartal kanadı gibi çatmış, yüzünü buruşturmuş, o kadar sinirli bir hali vardı ki, beyaz gömleğinin yakası oynuyordu adamın titremesinden, adamın beden dilinden şunu anladım; o lanet arabanla tozu dumana katıp beni rahatsız ettin!

Ya ne vardı bu kadar kızacak anlamadım doğrusu, tamam adama biraz toz gelmişti ama, bunu bu kadar büyütülecek ne vardı ki! Adam el kol hareketleriyle çırpına çırpına kızıyordu, bende onu izliyordum, zaten çatacak adam arıyorum, birde boş oturuyor diye kıskanmıştım, soru sormaktan vazgeçtim bir şeyler söylese de sıra bana gelse diye adamın konuşmasını bekledim.

Adam konuşamıyordu! Önce dilsiz sandım, sonra adamın terlediğini zorlada olsa ses çıkardığını fark ettim. Kızgınlığından yüzü sararmış ve morarmış olarak düşünüyordum ki, hasta olduğunu anladım, çünkü sesi çıkıyor bağıramıyor, hiddetlenmiş yerinden kalkamıyor, bütün gücünü kullanarak tepki gösteriyor cılız kalıyor, bir gariplik vardı anlamakta güçlük çekiyordum doğrusu. Duygularım alt üst olmuştu, o durumun sahnesi, fotoğrafı, anlatımı olmaz.

Keşke yerinden kalsa ve bana bir iki tokat atsa, öyle davranışları vardı ki çözmek imkânsızdı. Adam temiz ve düzenli giyinmişti, hatta boynunda fuları vardı, şok derecesinde şaşırmıştım birkaç saniye içerisinde neler yaşamıştım, duygularım ışık hızında boyut değiştiriyordu. Etrafıma bakındım, bu adam neyin nesi? Neden böyle yapıyor? Nesi var? Neden kızdı? Soracak birilerini bulurum diye. Ama rahatsızlığı her halinden belliydi, “beyefendi size rahtsızlık verdimse özür dilerim” dedim. Gerçi haliyeti ruhiyem özür dilemeye el verişli değildi ama adamın gözyaşları, vaziyeti, bana zorla özür diletti. Hıçkırarak ağlamak geliyordu içinden ama sesi çıkmıyordu ki, o yüzden öksürük tutu adamı.

Öksürdü, öksürdü, ardı ardına öksürdü, öksürüğünün şiddetinden boynundaki şıklık olsun diye taktığını sandığım, fuları sıyrılıp boynu göründü. Aman Allah’ım oda ne! Adamın “gırtlağı” yok!!!. Çok şaşırmıştım! Evet, boğazı delikti oradan hava çıkıyordu, öksürdükçe şiddetli hava çıkıyordu, fileleri zorlayan golle neticelenen top gibi,  fularını o denli zorluyordu boğazındaki delikten çıkan hava.

Adamın gırtlak kanseri olduğunu ve gırtlağını aldırdığını, bana çok kızmasına rağmen neden yerinden kalkamadığın ve öfkeli bir sesle neden bağıramadığını anlamıştım. Arabama atladım toz çıkarmadan az ileride durdum bende indim bir taşın üzerine oturdum.

Hani stresli çıkmıştım ya evden, onu düşündüm!!! Moralimi bozan şeyler tek tek ayrıntılı bir şekilde gözümün önünden geçti, karşımıza çıkan olumlu yâda olumsuz hadiseler karşısında, ne kadar da cahilce tavır alıyormuşuz meğer!

Gereksiz hezeyanlar, olumsuz davranışlar, farkına bile varmadan rahatsız ettiğimiz insanlar, bencil düşünceler tek tek geldi aklıma! İlgili ilgisiz her şey geliyordu aklıma, hele iftar sofraları, fakir fukarayı davet edip sevindirmek yerine, bir birimizle yarışır olmuşuz.

Pahalı yemek takımları, fakir birinin asla yapamayacağı sanki nispet olsun diye yapılan yemekler, mezeler, tatlı çeşitleri görücüye çıkmış vaziyette. Adeta bir fuarı andırıyor, öyle ya bunlar yemek için olsaydı, bir küçük midemiz var oda en fazla suyla beraber bir kg kapasitede, oysa soframızda her çeşitten oldukça fazla, filleri doyuracak kadar yiyecek oluyor.

Bu olsa olsa ya bir yarışma, yâda fuar organizasyonuydu! Daha neler neler geçiyordu aklımdan, sanki din gününde hesap veriyordum, ne zor bir durum!

Allah’ım sen yardım et! Aklıma mukayyet ol! Bu nasıl bir ders olmuştu bana? Ciltler dolusu kitap okusam, yıllarca vaaz dinlesem, özel eğitim alsam, bu yaşadığımın, bana verdiği dersi veremezdi her halde.

Acaba bu farkına varma beni düzeltecek miydi? Alışkanlıklarımdan, rahatımdan ödün vermek o kadar kolay mı? Farkına varmak yetiyor mu?  Şimdi hakkına girdiğim onca varlıkları, insanı ve canlıyı nasıl bulup ta telafi edeceğim nasıl? Nereden başlamalıyım, böbürlenerek yürüdüğüm yerden mi, her dakika teneffüs ettiğim havadan mı? Ben zavallı muhtaç varlık, nasılda anladım biçare olduğumu.

 Ama henüz hiçbir şey için geç değil! Canım bedenimde hala, evet evet ölmedim “bizi tekrar dünyaya gönder de sana muhlis kul olalım” diyenlerin istediği fırsat elimden alınmamıştı daha. Ey yüce Allah’ım sana hamdolsun! Tövbe ediyorum sen katında kabul buyur, “Fesebbıh bihamdi rabbike vestağfirh* innehu kane tevvaba”

Şahit olabilen her kes şahit olsun ki! Ben Rabbimden yakara yakara af diliyorum.

   

35
0
0
Yorum Yaz