Arıyorum çünkü hissediyorum!

2010-05-10 13:59:00

 Arıyorum çünkü hissediyorum!

Duygularımı, gönlümü, hissedebildiklerimin yerini, aklımı arıyorum. Dokunmak ve görmek istiyorum, tıpkı Musa’nın “…Rabbim bana kendini göster…” dediği gibi merakıma engel olamıyorum.

 

Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında,

Allah’ın gökten su indirip onunla ölmüş olan yeri dirilterek üzerine her çeşit canlıyı yaymasında,

Rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirmesinde,

Elbette düşünen bir topluluk için (Allah’ın varlığına ve birliğine) deliller vardır. (BAKARA:164)

 

Hüzne boğan, neşeyle coşturan ve haz veren, bazen ağlatıp bazen güldüren şeyi… Ben onu arıyorum.

 

Arıyorum! Her çiçeğe ayrı renk ve koku veren, aynı topraktan çıktığı ve aynı sudan beslendiği halde farklı çeşitlilikte ve farklı tat ve lezzette olan meyvelerin arkasındaki güzelliği…

İster tabiata bak, istersen laboratuarlarda ciddi tetkikler yap, nereden bakarsan bak… Maddeyi-enerjiyi bir arada tutan dört kuvvetin sebebine, ilk patlamadaki hassasiyete, evrende akıp giden değişim ve dönüşüme, nereye/neye bakarsan bak… Görmediğimiz hakikatler gördüklerimizden fazlamı ne!?

İster maddi ister manevi, ister fizik ister metafizik olsun, her şey mükemmel bir düzende işlemekte… Bu mükemmel işleyen sistemin arkasındaki hakkı arıyorum.

Aslında görünenler görünmeyenlere referanslık etmiyor mu!?

Mecaz ve lafız, kıssadan hisse, örnek ve misal, mukayese ve teşbih vb. yöntemle anlatmak istediklerimizi hep anlata gelmişiz.

Rabbimiz Kuran’da cennet nimetlerinden bahsederken dünyadaki nimetlerden (teşbih) örnekler vererek,  “İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine âit olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıkça: "Bu, daha önce de rızıklandığımız şeydir, (dünyâda iken de bu rızıktan yemiştik)" derler. (Cennetteki bu rızık), onlara, o(dedikleri)ne benzer verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır ve onlar orada ebedi kalacaklardır.” (BAKARA:25)

 

Yine öldükten sonra dirilmeye örnek olarak “Ölü toprak, onlar için bir âyettir, (ölüleri nasıl dirilteceğimize işârettir): Biz onu dirilttik, ondan dâne çıkardık da ondan yiyorlar.” (YÂSÎN:33)

 

 

 

Dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, ufalanıp toprak olduktan sonra mı sâhiden biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" De ki: "İster taş olun, ister demir," "İster gönlünüzde büyüyen, (aklınıza tuhaf gelen) herhangi bir yaratık, (ne olursanız olun, Allâh sizi mutlaka diriltecektir). "Bizi kim tekrar (hayâta) döndürebilir?" diyecekler. "Sizi ilk defa yaratan (döndürür)" de. Sana alaylı alaylı başlarını sallayacaklar ve: "Ne zaman o?" diyecekler. "Pek yakın olabilir" de. (İSRÂ:49-51)

 

Bu etkili bir anlatım usulüdür, aynı yöntemden yola çıkarak, içimizden gelen bazı sorulara yanıt bulabiliriz. İçgüdülerimizin talepleri dış dünyada somut (yeme-içme, eğlenme, uyuma sevme-sevilme vb.) bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.

 

Yine insanoğlunda karşılık bulmayı bekleyen bazı (ölümsüzlük/ebedileşmek ve sonsuz nimetlere sahip olma) isteği var.

Anne karnında bir müddet kaldıktan sonra orası dar gelmeye ve ihtiyaçlara/isteklere cevap veremeyecek duruma gelmektedir. Zaten eli ayağı gözü kulağı dış dünya için hazırlamıştır.

İnsanın istek ve arzularını dünya doyuracak nitelikte değil, çünkü bu bitmez tükenmez arzular dünyaya göre değil, zaten insanda bu dünyaya göre değil. Tıpkı anne karnında olduğu gibi, anne karnından dünyaya, dünyada ahrete doğuyoruz.

 

 

Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler: "Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!" (ÂLİ IMRÂN:191)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

63
0
0
Yorum Yaz