Fotoğraf

2013-02-23 20:13:00
Fotoğraf |  görsel 1

Devamı

2012-04-24 15:28:00

Devamı

yeni yazı yaz...

2012-04-24 15:25:00

yeni yazı yaz... Devamı

http://kirdudu.blogspot.com/Kemal KIRDUDU

2011-10-09 01:22:00

http://kirdudu.blogspot.com/Kemal KIRDUDU Devamı

Kur’an, neden Arapça olarak indirilmiştir?

2011-09-18 16:41:00

Kur’an, neden Arapça olarak indirilmiştir?   12/Yusuf 2 Biz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik.   Allah, seçtiği resulün ve toplumunun, kendi kullandıkları kavramları, kültürü, örfü, dili neyse, onlarla irtibatı onunla kurmuş, şikayetleri, sıkıntıları ve problemleri yine o toplumda yapılan adaletsizliği, zulmü ve haksızlığı bire bir çözmüştür.   42/Şura 7 Böylece şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana Arapça okunan bir Kitap vahyettik. İnsanların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli cehenneme girer. 13/Rad 37 İşte biz o Kur'an'ı Arapça bir hüküm kaynağı olarak indirdik. Eğer sana gelen ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, Allah'tan sana ne bir dost nasip olur ne de bir koruyucu.                  Bize kadar, evrensel olarak gelmekle beraber, yerel problemleri de nasıl çözdüğünü göstermiş ve bize de nasıl çözüm getirmemiz konusunda örneklik sunmuştur. Kuran ilk inen toplumun sorunlarına çözüm getirirken, sonradan gelenlerin, Kuran’ın nasıl anlaşılmasının önünü açmış ve sorunlara nasıl çözümler getirdiğinin örneğini sunmuştur. 39/Zumer 28 Bunu, eğri-büğrüsü olmayan Arapça bir Kur'an olarak indirdik ki, korunup sakınabilsinler.   Şimdi kuran bize evrensel olarak gelmiş ve şunu anlatmaktadır, kurana bakın ilk inen toplumu tanıyın, o toplumu tanıyın kuranın sorunlara nasıl çözüm getirdiğini öğrenin, Kuran’ı öğrenin, ilk muhatap aldığı toplumun, sonra ... Devamı

İSLAM VE EVRİM TEORİSİ

2010-12-07 15:15:00

    İSLAM VE EVRİM TEORİSİ     Bu makalede İslam düşünce tarihinde yalnız kalmış bir fikri damardan kısaca bahsetmek istiyorum. Unutulmuş veya yalnız kalmış olmaları doğru düşünmedikleri anlamına gelmez. Bilakis kendi çağlarının hayli ötesinde fikirlere sahip olmaları muhtemeldir. Niyetim, böylesi fikirlerin de olduğundan hareketle “İslam düşüncesi tarihinin”, aslında, kendini bir dünya düşüncesi haline getirebilmiş son derece renkli ve devasa bir birikime sahip olduğunu biraz olsun gösterebilmektir.  İslam tarihinde oluşan fikri "statiko" bunların çoğunu dışladığından bugün için pek bilinmezler. Adları etrafında şüphe bulutları estirildiğinden "sakıncalı piyade" muamelesi tabi tutulmuşlardır. Yani tabiri caizse ellerinden silahları alınmış, rütbeleri sökülmüş ve karargah merkezine sokulmamışlardır... Çoğunun fikirleri, örneğin, Abbasi İmparatorluğu’nun “üniversite rektörü” ve sonraki Müslüman imparatorlukların da daimi gözdesi olan Gazzalî’nin gördüğü itibarı görememiştir. Aşağıda özellikle “evrim teorisi” hakkındaki görüşlerini öne çıkararak aktardığım bunlardan bazıları “modern çağı” hiç görmediler ve yaşamadılar. İslam tarihinin derinliklerinde ise unutuldular. Daha çok batı ülkelerinde rağbet gördüler.   Buradan anlaşılıyor ki, aslında, İslam kültür ve medeniyetinin modernizmden etkilendiğinden değil; daha çok onu etkilediğinden bahis açmamız gerekiyor. Bu bize bambaşka bir bakış açısı verecektir. Vakıa, olan da bu zaten. Yani modernler çıkarken biz iniyorduk. Modernlerin geldiği yerden aslında biz dönüyorduk. T... Devamı

Vahiy: Allah’ın İnsan Sözü

2010-11-12 17:18:00

||||| Vahiy: Allah’ın İnsan Sözü |||||||||||||||   1) Mahiyet Sorunu   Bu başlık, N. Hamid Ebu Zeyd’in Almanca yayınlanan bir kitabının ismidir. Kanaatimce bu ifade, Kur’an’ı en doğru tanımlayan bir ifadedir. Mutezile, Sünniliğin “Kelam-ı Kadîm” teorisine karşılık olarak vahyi, Allah’ın Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammed’in kalbinde yarattığı mana olarak tanımlar.  Ben de Kur’ân’ı, Allah’ın insan aklı, insan dili (Arapça) ve insan aracılığı (Hz. Muhammed) ile insanlara (Araplara) hitabı olarak tanımlıyorum.   Ebu Zeyd, vahyi Allah’ın “ insan sözü” olarak tanımlamasını “Nakdu’l-Hitâbi’d-Dinî” adlı kitabında (Türkçe’ye “Dini Söylemin Eleştirisi” adıyla çevrilmiştir. Kitabiyat yay. Ankara 2002) şöyle temellendirir: Cebrail Hz. Meryem’e ve Hz. Muhammed’e insan şeklinde görünerek Hz. Meryem’in rahmine, Hz. Muhammed’in ise kalbine “ Allah’ın kelimesini” ilka etmiştir. Müslümanlar, nasıl ki Hz. Meryemden doğan Hz. İsa’nın tabiatının pür insan olduğunu kabul ediyor ve Hıristiyanların Hz. İsa’nın ilahi tabiatlı olduğu inancını reddediyorlarsa; aynı şekilde, Hz. Muhammed’den sadır olan Kur’an’da pür insan sözüdür. Diğer insani metinlerin boyun eğdiği kurallara boyun eğer. (bkz. Ebu Zeyd, Dinsel Söylemin Eleştirisi, s.184-185). Bu açıklamalardan şu iki pratik sonuç çıkar. 1. Kur’an’ın sözlü muhatapları Araplardır.  Şu Kur’an ayetleri bu fikri destekler: “Bu kitabı sana ataları uyarılmamış bir kavmi (Arapları) uyarman için indirdik. (36/6) “Bu kitabı, şehirlerin anası (Mekke) ve havalisindekileri (Arapları) uyarman için indirdi... Devamı

Şehadet Kavramı Üzerine

2010-11-12 17:07:00

Şehadet Kavramı Üzerine       Hikmet Zeyveli*           Kurân'da geçen "şehâdet" kelimesi, günümüzde, "Allah yolunda katlolunanlar" anlamına mahkûm edilmiştir. Oysa iyi bir tahlille, bu kelimenin daha kapsamlı bir mânâya delalet ettiği ortaya çıkmaktadır. Bu hususu, meşhur müfessir Fahruddîn er-Râzî (v. 606 H)'nin tef­sirinden iki alıntı yaparak işlemeğe çalışacağız. Râzî, Nisa sûresinin: "Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse, işte onlar, Allah'ın nimet verdiği peygamberler, sıddîklar, şehîdler ve sâlihlerle beraberdir. Onlar da ne güzel arkadaştır! (69) Ayetinin tefsirinde şöyle der: "Şehâdet" kelimesinin "kâfirler tarafından katledilmiş kişi"ye hasredilmesi caiz değildir. Bunun birkaç sebebi var: 1. Bu âyet "şehâdet" mertebesinin dinde yüce bir mertebe ol­duğunu ifade ediyor. Halbuki (mücerred) bir insanın kâfirler tarafından öldürülmesi şeref arttırıcı bir durum olamaz. Çün­kü böyle bir öldürülme, bir fâsık veya Allah katında değeri olmayan bir kimse için de sözkonusu olabilir. 2. Mü'minler "Yâ Rabbi, bize şehâdet nasib et!" diye dua ediyorlardı. Eğer "şehâdet" bir kâfirin kendisini katletmesi şek­linde anlaşılırsa, bunlar Allah'tan, kâfirlerin kendilerini öl­dürmelerini taleb etmiş olurlardı -ki bu caiz değildir. Zira, bir kâfirin kendisini öldürmesini talep etmek küfürdür. Allah'­tan, "küfür" olacak bir şeyi talep etmek nasıl caiz görülebilir? 3. Hz. Peygamb... Devamı

Arıyorum çünkü hissediyorum!

2010-05-10 13:59:00

 Arıyorum çünkü hissediyorum! Duygularımı, gönlümü, hissedebildiklerimin yerini, aklımı arıyorum. Dokunmak ve görmek istiyorum, tıpkı Musa’nın “…Rabbim bana kendini göster…” dediği gibi merakıma engel olamıyorum.   Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, Allah’ın gökten su indirip onunla ölmüş olan yeri dirilterek üzerine her çeşit canlıyı yaymasında, Rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirmesinde, Elbette düşünen bir topluluk için (Allah’ın varlığına ve birliğine) deliller vardır. (BAKARA:164)   Hüzne boğan, neşeyle coşturan ve haz veren, bazen ağlatıp bazen güldüren şeyi… Ben onu arıyorum.   Arıyorum! Her çiçeğe ayrı renk ve koku veren, aynı topraktan çıktığı ve aynı sudan beslendiği halde farklı çeşitlilikte ve farklı tat ve lezzette olan meyvelerin arkasındaki güzelliği… İster tabiata bak, istersen laboratuarlarda ciddi tetkikler yap, nereden bakarsan bak… Maddeyi-enerjiyi bir arada tutan dört kuvvetin sebebine, ilk patlamadaki hassasiyete, evrende akıp giden değişim ve dönüşüme, nereye/neye bakarsan bak… Görmediğimiz hakikatler gördüklerimizden fazlamı ne!? İster maddi ister manevi, ister fizik ister metafizik olsun, her şey mükemmel bir düzende işlemekte… Bu mükemmel işleyen sistemin arkasındaki hakkı arıyorum. Aslında görünenler görünmeyenlere referanslık etmiyor mu!? Mecaz ve lafız, kıssadan hisse, örnek ve misal, mukayese ve teşbih vb. yöntemle anlatmak istediklerimizi hep anlata gelmişiz. Rabbimiz Kuran’da cennet nimetlerinden bahsederken dünyadaki nimetlerden (teşbih) örnekler vererek,  &... Devamı

Var olma yolunda yolculuk etme. (2)

2010-04-26 01:23:00

En başından itibaren, yaşadığımız evrende basitten karmaşığa, cehaletten aydınlığa, acemilikten profesyonelliğe, bilgisizlikten bilgiye ve daha bir çok gelişmeye ve tekamüle doğru bir akış var. “…Geleceğin geçmişinden daha iyi olacak, Rabbin sana lütfedecek ve sen hoşnut olacaksın…”   (Duha 4,5) Güzele ve güzelliğe doğru bir yolculuk var. Bu yolculuğun türümüz ayağında iyi insanlar (Resuller, salihler, alimler, aydınlar vb…) var, karşı tarafında ise kötüler var. İşin özü bu yol iyilerle kötülerin çetin bir savaş verdiği, kendisinden öncekilerden alıp kendisinden sonrakilere devrettiği bir mücadele, Adem ile iblisin, insan ile şeytanın, hakla batılın savaşı bu… Tarih boyunca peygamberler gelişimin/tekamülün önünü açmak için gönderilmiş, tarihlerinde hep bir kırılma sağlamışlardır, çünkü gelişmenin önünde engel olabilecek tek varlık sadece insanoğludur. Bu yolda ya bir taraftasın ya öbür tarafta. Resullerin getirdiğine inanmak fıtri bir olaydır aslında, çünkü gelen vahiylerde insanın yaratıcısı tarafından hediye edilen vicdan onun çağırdığı şeye uygun bir yapıdadır. Resuller imana ve ahlaka (hakka, adalete, iyiliğe, cömertliğe, yardımlaşmaya vb…) çağırmış, kötülükten (zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hayasızlık vb…) uzak durmayı telkin etmişlerdir. Sonunda en iyiyi müjdelemişlerdir. Hepsi bir yana Allah rızasına (bütün güzelliklerin, her türlü hazinenin ana kaynağına) davet etmişlerdir. Gelin bir tarafta yer alalım! iyilerin tarafında… Önce bizi yaratanı düşünelim, sonrada gönderdiği mesajı inceleyelim bizi neye çağırdığına bakalım ve bakalım Rabbimizin bizi çağırdığı şey bütü... Devamı

Var olma yolunda yolculuk etme. (1)

2010-04-13 15:22:00

Var olma yolculuğunda, yol haritası ne olmalı insanın?   Bir baştan bir başa yada bir baştan bir sona, belki de bir baştan meçhule doğru yolculuğunda insanın/insanlığın bu yolunda, yol var, viraj var, durak var, kavşak var vs… ona yol gösteren kurallı kuralsız yapay veya suni, onu yönlendiren yol işaretleri var.   Bu yol oldukça karmaşık, oldukça zor. Bu yolun düzü var, engebelisi var, yokuşu var inişi var, uzunu var kısası var. Aşık VEYSEL’İN dediği gibi “uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece, bilmiyorum ne haldeyim, gidiyorum gündüz gece.”     Âdemoğlu/insan, bu yola isteyerek çıkmadı. Gözünü açtığında bu yolda hayli bir mesafe almıştı, bu saatten sonra insan ne yapmalıydı!? Ne yapmalıyız!?   Oldukça karmaşık ve sayısız alternatif olan bu yolda bizi selamete çıkaracak, bizi kurtaracak yol hangisi? Şimdi hemen elinizde ne varsa, meşgul olduğunuz şey neyse bırakın, yalnız kalacağınız bir köşe bulun, sizi uzlete çekecek bir yer bulun ve düşünmeye başlayın… Düşünün… Düşünün… Düşünün…   Kendinize en temel soruları sorun, ““ben kimim?”” ““nereden geldim?”” ““nereye gidiyorum”” ““sonum, sonunda, en son, akıbetim ne olacak?”” ben gözümü açtığım bu dakikadan sonra ne yapsam iyiliğime olur? diye sorun ve yaşama geri dönün.  bu sorulara cevabı hayatın içinde yanıt arayın.   Önce kendi içinize bir yolculuk yapın, nasıl bir varlıksınız. Sonra eşyaya bakın. Evrene bakın. Evrende ve eşyada isteklerinizi ve arzularınızı doyurucu şeyler var mı? Hoşunuza giden size huzur veren şeyleri düşünü... Devamı

Meleil a’la nerede?

2008-11-29 16:27:00

                                 Meleil a’la nerede? لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ La yessemmeune ilel meleil a'la ve yukzefune min külli canib Onlar mele-i a'lâyı dinleyemezler, tard için her taraftan sıkıya tutulurlar.(37/Saffat/8 - Elmalılı Hamdi Yazır Meali)   مَا كَانَ لِىَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَاءِ الْاَعْلٰى اِذْ يَخْتَصِمُونَ Ma kane liye min ılmin bil meleil a'la iz yahtesımun " Benim mele-i a'lâya ne ilmim olurdu onlar münakaşa ederlerken?(38/Sad/69Elmalılı Hamdi Yazır Meali )   Bu konularda ilmi açıdan yeterli olmamama rağmen, işin ehli olanlarını bu konuya dikkat kesilmeleri ve meseleye yakından bakmaları ümidiyle bir şeyler araştırarak ve haddimin farkında olarak projektörümüzü meleil a’la sözcüğüne çevirdik.  Kuran'da sadece Saffat suresi 8 ve Sad suresi 69 ayetlerde geçen meleil a’la sözcüğü neye işaret ediyor? Bir bakalım...   الْمَلَأِ الْاَعْلٰى  Meleil a’la الْمَلَأِMele´sözcüğü; bir düşüncede/görüşte ve-ya inançta birleşip güzel görünümleriyle, büyüklükleriyle ve hoşluklarıyla gözleri dolduran topluluk [1] Bir toplumda ileri gelenler, söz sahibi yöneticiler, müşavere yapan yetkin kadro, kafir kavimin ileri gelenleri, kafir kavmin önderleri ekabir takımı vb.[2] Bundan başka " ...filan kimse, kendisini gören nezdinde büyük, muazzam biridir." anlamında" (filan kimse gözler dolusu) denir. Yapı, bünye, endam ve güzellikle dolu bir huy gibi anlamları da var[3... Devamı

Haram mı yoksa Günah mı!!!?

2008-07-18 14:18:00

Haram mı yoksa Günah mı!!!?Son zamanlarda birde “haram-günah” kavramları üzerinde tartışmalar gözlemlemekteyiz. “İçki (alkollü içkiler) haram değil günahtır” “Zina haram değil günahtır” “haram ayrı günah ayrı şeyler mi?” ve buna benzer konuşmalar ve sorular meseleye vakıf olmayanlar tarafından konuşulur ve tartışılır olmuştur.Kur’an’da men/yasak edilen şeylerin neyle ifade edildiği, haramın ve günahın birbirinin aynımı yoksa ayrımı şeyler olduğu, zina ve alkol/içki içmek haram mı yoksa günah mı? Gibi konulara, Allah’ın yardımıyla Kuran’dan çok kapsamlı olmamak kaydıyla analiz etmeye çalıştık. Buradaki görüşler benim Kuran’dan çıkarımlarımdır… En doğrusunu Allah bilir. Kur’an’ın bu konuya ne dediğine bakacak olursak!.Kur’an’da bu konuları dört kavramda görebiliriz:Haram H R M ح رم ))Günah C N H ( جناح)Günah Z N B (ذنب )Günah İ S M ( اِثم )Haram H R M: Kelimesi ya ilahi açıdan yâda beşeri yönden yasaklanan ya zorla yada akıl veya şeriat/hukuk tarafından yahut da emrine uyulan biri tarafından yasaklanmış şey demektir.(Haram), helâlin tersi, yasak olan, yapılmasına izin verilmeyen şeydir. Hürmet de dokunulması yasak olandır. Kişinin hürmeti, karısı ve ailesi demektir. Mahrem de haram demektir. İnsanın evlenmesi haram olan kimseler, kendisinin mahremidir.Muharrem savt derisi tabak edilmemiş kamçıdır. Aynı kökten harem ise dokunulmaz, başka yerlerde yasak olmayan bazı şeylerin yasak olduğu, dokunulmaz bölge demektir. Mahrum ise yoksun bırakılmış, yoksul, fakîr demektir. Allah’ın varlıklar üzerine koyduğu değişmez yasaların tezahürü/sonucu “haram” Ateş halkı, cenn... Devamı

İlahi hitabın serüveni..

2008-03-22 22:42:00

İlahi hitabın serüveni     Yaratıcının yaratıklarıyla kurduğu irtibat….   Aşkın olanın nahif olana hitabı….   Halik’ın mahlûk ile iletişimi….   İlahi itabın serüveninin seyri….   İlk resulden son resule kadar Allah insanla nasıl kelam etmiştir? Kitaplar aracılığıyla kurulan bağ ve Kur’an’ın günümüze kadar ulaştırılması.     Toplumular, kavimler, tarihler, kültürler, sorunlar/illetler farklı farklı olmasına rağmen, sünnetullah değişmeden nasıl bir seyir izlemiş ve hep aynı amacı uygulamaya koymuştur? Kur’an tek harfi değişmeden, onca kültür ve tarih farkına rağmen, sorunları nasıl çözmüş ve Kur’an günümüze gelinceye kadar anlam alanı değiştirilmiş_midir?           Allah’ın insanlığa halifelik (2/30-6/165-35/39-38/26) verdiğinden bu güne kadar, sürekli mesaj olarak gönderdiği,  her kavmin/medeniyetin kendi kullandığı dilde,(6/87-7/65,73,85-10/87-11/50,61,84-26/106,124,142,161-27/45-29/38-46/21-50/13) (kelimeler farklı söylense bile) mana itibarıyla aynı şeyi ifade etmekte olan dinin adı, bugünkü anlamı itibarıyla İslamdır (5/3).   İlk inen vahiyden bu güne kadar, Allah’ın emriyle hep aynı kanaldan (vahiyi yolu kanalı temiz olmayanların ulaşamayacağı zorlu yol cebrail), aynı kitaptan, (levhi mahfuz), resullere Allah’ın  mesajını bir birinden  farksız olarak, her kavme/topluma kapasitesi ölçüsünde, yine onların anlayacağı dilde ihtiyacı kadarı  gönderilmiştir.   İnsanlık tarihini incelediğimizde, çeşitli devirlerin geçtiğini bilmekteyiz. Tarih öncesi devir ve tarihi devir olarak isimlendirilmektedir. Tarih öncesi devir; Taş devri A)  Yontma ve cilalı taş devri..  B)  Maden devri (bakır, tunç ve demir devri)     Tarihi devir: A)  İlk çağ MÖ 3.200 MS sora 375 e kadar.   B)  Orta çağ MS 375 MS 1453 e kadar. C)  Yeniçağ ... Devamı

Şahit olanda şahit, şahit olmayanda!..

2008-03-02 04:26:00

Elestü bi Rabbiküm kalu bela şehidna Şahit olanda şahit, şahit olmayanda.     Ne zaman şahit olduk!?     7/Araf/172 Hani Rabbin, âdemoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: "Rabbiniz değil miyim?" Onlar: "Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz." demişlerdi. Kıyamet günü, "biz bundan habersizdik" demeyesiniz. Bu ayete baktığımız zaman, biz Allah’a (“Rabbimize”) söz vermişiz; "Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz." Bu söz ne zaman ve nerede verilmiş? Biz neden hatırlamıyoruz!? Eğer hatırlamıyorsak, nasıl olurda sorumlu oluruz!? “Kıyamet günü, "biz bundan habersizdik" demeyesiniz.” Buda gösteriyor ki biz bundan hesaba çekileceğiz….   Kur’an’da yer aldığına göre, bu sözün/hadisin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın yalan, yanlış, hata,  şaka, vs.. yapmadığını bildiğimize göre, bunu ciddiye almamız gerekiyor ve bu söz bize nerede, ne zaman ve nasıl söylenmiş!? Biz nasıl söz vermişiz? Neden hatırlamıyoruz? Nasıl olurda sorumlu oluruz?   Nasıl söz vermişiz?:   Merak edenler *=* Ciddiye alanlar *=* İlgilenenler *=* Sancısını çekenler *=* Kaygılananlar *=* Önemseyenler *=* Düşünenler *=* Endişelenenler *=* Titizlik gösterenler *=* Emek verenler *=* İnce eleyip sık dokuyanlar. Lütfen ağır ağır, tertil tertil, tefekkür ederek okuyun. 57/Hadid/1-5 Göklerde ve yerdeki her şey Allah'ı tespih etmektedir. Aziz'dir O, Hâkim’dir. Göklerin ve yerin mülkü ve yönetimi O’nundur; diriltir, öldürür. Her şey üzerine kudret sahibidir O. Evvel'dir O, başlangıcı yoktur; Ahir'dir O, sonu yoktur; Zahir'dir O, her şeyde belirir; Batın'dır O, gözlerden gizlenmiştir. Her şeyi en güzel biçimde bilendir O. O, odur ki, göklerle yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerinde egemenlik kurdu. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve onda yükseleni bilir. O, nerede olursanız olun sizinle beraberdir.... Devamı

Kuran’da Evrim/tekamül!…yada..(1)

2008-01-01 23:46:00

  Kuran’da Evrim/tekamül!…yada..     Yaratan’ın! Yaratılış sürecinde, yaratıkları üzerindeki takdirinin seyri:   Önsöz Ön yargılardan! Şartlı yaklaşımlardan! Basmakalıp görüşlerden! Taklitçi zihniyetten! Şablonculuktan! Körü körüne bağlanmaktan ve kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım! Peşinen şunu ifade edelim ki! Bu zaaf dolu çalışmada yer alan görüş ve düşüncelerimiz % 100 haktır!.. Allah c.c bunun böyle anlaşılmasını murat etmiştir!. Söylediklerimiz mutlak doğrudur ve bundan âlâ doğru, bunun üstünde görüş yoktur!.. Diye bir iddiamız elbette olamaz. Her şeyden önce biz insanız! Yanlış yaparız kasıtlı olmasın! Hata yaparız ısrarcı olmasın! Kusurumuzu başkalarına bulaştırma olmasın! Ne benim görüşüm başkasını bağlasın, ne de başkasının görüşü olmazsa olmaz olsun. Burada yer alan görüş ve düşünceler, bizim başta Kuran’dan olmak üzere, edindiğimiz bilgiler ışığında, kapasitemizi zorlayarak inatçı bir azimle, idrak çatlatırcasına anlamaya çalıştıklarımızdan ibarettir. Savımızda illa doğru budur ve değişmez gibi bir yanlışa düşmekten Allah’a sığınırım! Biz ancak şunu deriz; bugün geldiğimiz nokta burası, yarın daha bir doğruyu yakalarsak onu tercih ederiz. Çünkü değişik görüş ve düşüncelere değer vermezsek! doğruları yakalamada tarafsız olamayız. “bir bilenin üzerinde de bir bilen vardır” 12/76Bir dostun da dediği gibi, Kusursuzluk sadece Allah’a mahsustur. En doğrusunu bilen Allah’tır. Öncelikle yaratılmış olan her varlığın, canlı yada cansız, zahir yada batın, hareketli yada durağan, küçük yada büyük, kütlesi çok yada hacmi büyük, sıcak yada soğuk, vs.. temeld... Devamı

Kuran’da Evrim/tekamül!…yada..(2)

2008-01-01 23:43:00

      Cinne vel inse (ins ve cinn)         Hakkı Yılmaz http://www.istekuran.com İns, İnsan: Sözcük anlamı; “beş duyuyla hissedilebilen, bilinen, görünen, tanıdık, ilişki kurulabilen, kaybolmayan, sürekli ortada duran” demek olan “insan” sözcüğü, “fi’liyan” kalıbında olup “ens” sözcüğünden türemiştir. “İnsan” sözcüğünün aslı “insiyan” sözcüğüdür. Sözcük, anlam olarak evrendeki tüm görünen (cisimli) varlıkları kapsamasına rağmen sadece insanlara isim olarak verilmiştir. Bunun nedeni, insanın yaratılış itibariyle ünsiyete muhtaç, yani sosyal bir varlık olmasıdır. Ayetler, insanın, “pişmiş çamur, kuru balçık, çınlayan kil, işenebilir çamurdan” yaratıldığını söylemektedir. Bu ifadeler, “madde”nin halden hale girmesini çağrıştırmakta olup, insanın genel anlamda maddeden yaratıldığını anlatmaktadır. Cannın, “ateşin dumansızından, en ince delikten bile geçebilen yakıcı bir esintinin ateşinden” yaratıldığını söyleyen bu ifadeler ise, daha ilk bakışta akla “enerji”yi getirmektedir. Öyleyse “cann ateşten yaratılmıştır” demek; “elektrik, manyetik dalgalar, ışın gibi gözükmez güçler enerjiden yaratılmıştır” demektir. “İnsan topraktan yaratılmıştır” demek de; “beş duyuyla hissedilebilen, bilinen, görünen, tanıdık, ilişki kurulabilen, kaybolmayan, sürekli ortada duran cisimli varlıklar maddeden yaratılmıştır” demektir. İns ve cinn kalıbı: Cinn konusu kapsamı içerisinde, hassas ve Kur’an’ı doğru anlamak için çok önemli bulduğumuz bir nokta da; “ins” ve “cinn” sözcüklerin... Devamı

Kuran’da Evrim/tekamül!…yada..(3)

2008-01-01 23:41:00

      Canlılığın başlangıcı       Rabbiniz o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmış, sonra da arş üzerinde egemenlik kurmuştur. Geceyi gündüze bürüyüp örter. O bunu, bu da onu aralıksız ve titiz bir biçimde kovalar durur. Güneş, Ay, yıldızlar O’nun emrine boyun eğmiş. Gözünüzü açın; yaratış da O’nundur, emir veriş de. Âlemlerin Rabbi olan Allah çok yücedir. (7 Araf 54) Bundan yaklaşık olarak 16 milyar yıl önce, sonsuz yoğunluk ve sıfır hacim! yani hiçbir şey yokken büyük bir patlama olmuş (Big bang) bu patlamanın oluşmasıyla enerji/cnn madde/ins zaman ve dolaysıyla evren meydana gelmiş ve bu patlamanın etkisi ve hızıyla da genişlemektedir. Bu güne kadar gelen zaman bundan sonrada aynı hızla taktir edilen yere (kıyamete) akıp gidecektir. Sonra buhar/duman halindeki göğe yöneldi de ona ve yerküreye şöyle seslendi: “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” Onlar şöyle dediler: “İsteyerek geldik!” (41 Fussilet 11) Allah’tan hak bir vaat olarak hepinizin dönüşü yalnız o’nadır. Yaratılışı başlatır, sonra yarattıklarını varlık alanına ardı ardına çıkarır ki, iman edip hayra ve barışa yönelik amelleri yerli yerince sergileyenleri ödüllendirsin. Küfre dalanlara gelince, onlar için, nankörlük edip gerçeği örtmeleri yüzünden, kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azap öngörülmüştür. (10 Yunus 4) Yaşadığımız dünya bir zamanlar büyük bir parçadan koparak, güneşin yörüngesine yerleşmiştir. O zamanlar (yaklaşık olarak 5 milyar yıl önce) bir ateş topu olduğu için, yaşam denen hiçbir şey yoktu, yani canlılık yoktu. Yüz binlerce yıl yandı yandıkça içerisindek... Devamı

Kuran’da Evrim/tekamül!…yada..(4)

2008-01-01 23:39:00

      Bitki ve hayvanlar     Canlılık varlık âlemine gelirken nasıl bir yasanın rotasını izlemiş ve boy göstermiştir, hangi canlı varlık, ne tür bir yol izlemiş, hangi merhalelerden evrelerden geçirilmiştir; bakteriler, yosunlar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar, varlık âlemine gelirken nasıl bir seyir izlemiştir? İnsanın yaratılışıyla ilgili kimler doğru söylüyor!? Canlılar varlık âlemine, evrimleşerek mi geldi, yoksa başlangıçta her canlının atası ayrı ayrı yaratıldı ve türedimi? Tarih boyunca tek Tanrı inancına sahip olanlar (theist), doğrumu anladılar kendilerine gelen vahiy ve dolaysıyla canlı varlıkların, bunun içinde de insanın yaratılışını!?Evrim teorisini ortaya atanlar, canlılığın evrimleşerek bu güne geldiği iddiasında yanılıyorlarmıydı? Böyle bir düşünce ortaya attıkları için, Allah’ı inkâr mı ediyorlardı? Yoksa bu teoriye ateistler sahip çıktıkları için böylemi anlaşıldı? Evrim doğruydu da, din adamları yanlış mı anladılar? Belki de ilahi hitabın bu yönünü derinlemesine anlamak için bilimin bu günkü seviyeyi yakalaması gerekiyordu. Acaba yeniliklere, dolaysıyla teknolojiye ve bilme yetişemediler mi? Soruları çoğalta biliriz, fakat gerçeğe müspet yâda menfi bir etkisi olmayacaktır. Bu soruların daha önce sorulup cevabı aranması gerekirdi. Neden sorulmadı? bilim adamları neden bu konuda dinin ne dediğini incelemedi vs..vs .. Elbette bunların nedenlerin sonuçlarını burada tartışmayacağız, biz gerçeğin, sadece gerçeğin peşine düşeceğiz ve gerçeği ortaya çıkarmaya çalışacağız inşallah. Müslümanlar birçok konuda olduğu gibi bu konuda da (yaratılış yasaları, evrim) aynı hatayı yapmışlardır. Gelişen yeniliklere bigâne kalmışlar, kendini sürekli yenileyen hayatın temposuna ayak... Devamı

Kuran’da Evrim/tekamül!…yada..(5)

2008-01-01 23:36:00

    İnsanın oluşumu/yaratılışı,     Yeryüzünde ki en değerli yaratık olan insan, dünyaya başka bir âlemden, yâda başka bir gezegenden gelmemiştir. Deyim yerindeyse mayası, hamuru, çamuru, nutfesi, huyu ve suyu yeryüzüne aittir. Canlılık varlık alemine gelmeden önce, bir canlının ömrüne kıyasla, çok uzun zaman geçmiştir. Bu canlılığın içerisinde insanın oluşumunu (evrimini) tamamlaması daha bir uzun zaman olmuştur. “İnsanoğlu, var edilip bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz uzun bir zaman geçmemiş midir?” (76/ İnsan 1) Bundan iki mana çıkabilir; Biri evrenin ilk başlangıcından insanlığın var edilmesine kadar geçen zaman, bir diğeri de canlılığın oluşumundan insanın tekâmülüne kadar geçen zaman. Her iki manada da insanlığın bakışıyla uzun zamanı ifade eder. “Ne oluyor size de Allah için bir vakar ümidinde olmuyorsunuz?” “O ki, sizi (bir evrimle) halden hale/evreden evreye geçirerek yarattı.” “Görmediniz mi, Allah yedi göğü ahenkli bir bütün olarak nasıl yarattı?” “Ve Ay’ı, bunlar içinde bir nur yaptı ve Güneş’i bir kandil haline getirdi.” “Ve Allah sizi bir bitki olarak yerden bitirdi.” “Sonra sizi yere geri gönderiyor ve sonra bir çıkışla tekrar çıkarıyor.” (71/Nuh 13-18) Yaratılan her şey, kendine ait kulvarda/yörüngede amaçlanan bir hedefe doğru akıp gitmektedir. Bütün iş ve oluş neden-sonuç ilişkisi içerisinde bir birini izleyen biri olmazsa diğerinden söz edemeyeceğimiz bir bağ oluştururlar. Bulunduğumuz noktadan zamanı ve gelişmeleri hayal gücümüzün yardımıyla bir film şeridi gibi geriye doğru saralım. Yaklaşık olarak insanlığın ilk yaratılışına ulaşmak için 3 mily... Devamı

Kuran’da Evrim/tekamül!…yada..(6)

2008-01-01 23:33:00

    Âdeme ruh üflenmesi   Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere, “ben, kupkuru bir çamurdan, değişken, cıvık balçıktan bir insan yaratacağım” demişti. “Onu, amaçlanan düzgünlüğe (evrimine/tekâmülüne) ulaştırıp ruhumdan üflediğim zaman, önünde hemen secdeye kapanın.” (15Hicr28,29) Çamurdan yaratılarak evrimleşen insan ruh üflenince Âdem olmuştur. Peki, bu olaya nasıl ve ne şekilde olmuştur? Evrimini tamamladığı için mi ruh üflenip Âdem olmuştur, yoksa ruh üflendiği için mi Âdem olmuştur? Allah’ın evren üzerine koyduğu yasalar ardı ardına işleyip sırası gelen oluşumunu tamamlıyor varlık âlemine doğuyor. İnsan, diğer canlılardan farklı olarak, ruh üflenmiş, halifelik verilmiş, melekler ona secde etmiş, vahiy almış ve yeryüzünün efendisi olmuştur. Allah yeryüzünde diğer hiçbir canlıya böyle bir oluşum kabiliyeti vermemiştir. Artık insan âdemdir ve etrafında ne varsa ona itaat etmekle emrolunmuşlardır. Çünkü artık bu varlığın aklı var ve aklı olması demek; Ruh üflenmesi, meleklerin secde etmesi, yeryüzüne hükmetmesi demektir. Şimdi bu konular üzerinde tek tek duracağız ve evrimle olan ilişkisini irdeleyeceğiz inşallah. Âdeme ruh üflenmesi bu gün ki (modern) insanın varlık âlemine doğmasıdır. Aklımıza şöyle bir soru takılabilir; ruh nasıl bir şey ki insana oluşumunu tamamlıyor, melekleri secde ettirtiyor, bildiğimiz yaratıkların en üstünü kılıyor, eşyanın hakikatini biliyor, onlara isimler veriyor ve yönlendire biliyor vs? Ruh nedir: Ruhun ne anlama geldiğiyle ilgili kapsamlı bir çalışma gerektirir ama konumuz sadece ruh olmadığı için yüzeysel geçmek zorundayız ve bunun cevabını ancak Kuran’dan öğrenebiliriz. Ş... Devamı

Kuran’da Evrim/tekamül!…yada..(7)

2008-01-01 23:29:00

    Evrimde terfi dönemi   Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife (terfi ettireceğim) atayacağım.” demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamt ile tespih ediyoruz; seni kutsatıp yüceltiyoruz.”Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.” (2Bakara30) Halife olmak ne demek? İnsana evrimleşme sürecinin neresinde halifelik verildi? Halifelik evrim sürecinin son aşaması mı? Yoksa evrim devam ediyor mu? Halifenin anlamı: Arkadan gelen, yani başkasının arkasından gelip onun yerine geçen, birinin yerine iş tutan, yani makamını işkâl eden, kendinden öncekini temsil eden bv.. Anlamlara gelmektedir. Burada atanan “halife” kim adına iş yapacak? Yâda kimin yerine geçecek? Yâda kimin arkasından gelen? Yeryüzünde diğer varlıklar üzerinde hükmetme yetkisi ve adaletin inşası için Allah adına iş tutması mıdır halifelik? Evrimini tamamlayıp kendinden önceki insansı (insanlığa aday henüz ruh üflenmemiş akıl verilmemiş) varlıkların arkasından geldiği için “halife” olabilir mi? Hangi görüş olursa olsun ister yeryüzüne hükmetme, ister kendinden önceki insansı varlıkların arkasından gelmesi olsun, evrime/tekâmüle engel teşkil etmez. Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife (cailun: terfi ettireceğim) atayacağım.” demişti.. Burada bazı çevirmenler “cailun” kelimesini çok zorlama bir çeviri yaparak, yaratmak olarak çevirirler. Oysa cailun; üste çıkarma, terfi ettirme, oluşturma/olgunlaştırma, ayıklama/seçme, soyut olan bir şeyi meydana getirme, anlamlarına gelmektedir. 3/55 “..sana uyanları kıyam... Devamı

Kuran’da Evrim/tekamül!…yada..(8)

2008-01-01 13:05:00

  Âdem ve eşinin cennet maceraları   Ve Âdem’e şöyle buyurmuştuk: “Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve ondan dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz.” (2/Bakara/35)-(7/19) İnsanlık âdem olma sürecine girmeye başlamıştı, bu geçiş süresi evrenin ömrüyle kıyaslandığında çok kısa bir süre, insanlığın var olduğu tarihten bugüne kadar geçen zamanla kıyasladığımızda ise çok uzun bir süre demektir. Hatta ilk resulden günümüze kadar geçen zaman, bu süreçten daha kısa olmuş olabilir. Çünkü evrimleşme süreci bizim fark edemeyeceğimiz bir yavaşlıkta ilerliyor, yani evrim bizim zamanımızla çok uzun sürüyor. Âdem olma sürecinin son aşamalarında yavaş yavaş aklı oturuyor, iradesi şekilleniyor, şuuru açılıyor, ana hafızası ve ön hafıza/ön bellek (ibliste bu ön bellekte yer alır, yani akla ilk gelen düşüncenin içindedir.) açılarak diğer varlıklardan farklılığı ortaya çıkmaya başlıyordu. “Ve Âdem’e şöyle buyurmuştuk: “Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve ondan dilediğiniz yerde, bol bol yiyin.” âdemin ve eşinin yerleştiği cennet; yeryüzündeki canlıların yaşadığı yeşil alanları, yaşama en elverişli mekânları, bol meyveli bol çiçekli bağları ve bahçeleri ifade ediyor. Çünkü cennet bahçe demektir, ister dünyada isterse ahirette olsun, bitki örtüsünün yoğun olduğu ekseri bitkilerin yapraklarıyla örtüp gizlediği için “cennet” diye adlandırılmıştır. Oluşum süreci tamamlanınca artık insanın mükellefiyeti de başlamış oldu. Aklı var, iradesi var, düşünüyor, fikir yürütüyor... Devamı

Kuran’da Evrim/tekamül!…yada..(9)

2008-01-01 00:00:00

  İlk inen vahiyden son inen vahye kadar ve günümüze kadar evrim süreci: Kur’an’a baktığımızda Âdem’in ilk insan olmadığını ve ilk resul oluşuyla ilgili herhangi bir bulguya rastlamıyoruz, hatta Âdem ismi insanlığın evrimleşmiş hali, evrim geçirdikten sonraki adı gibi duruyor. Buna göre Âdem; İlk insan değil İlk resul değil Tek insan değil, beşerin evrim sonraki hali. Yani ilk resulden (Nuh a.s) önceki dönem insanlığın adı. Kur’an’da, ilk vahyin başlangıcı sanıldığı gibi Âdemle değil Nuh la başlıyor, Âdemin resul oluşuyla ilgili hiçbir ayete rastlamıyoruz. Biz, tıpkı Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Biz İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyüb’e, Yunus’a, Harun’a, Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik.Resuller var, hayat ve hatıralarını daha önce sana anlattık; resuller var, hayat ve hatıralarını sana anlatmadık. Allah, Musa’ya kelime kelime söz söylemişti. 4/Nisa/163,164 Ama Nuh’a kadar bir evre geçmişti, bununla ilgili Kur’an’da Âdem oluş sonrası dönemden İsa resule kadar, Âdem oluş sonrası dönemden Nuh’a, Nuh’tan İbrahim’e, İbrahim’den İsa’ya (İmran ailesi) kadar dört evreden bahsediyor. Allah; Âdem’i, Nuh’u, İbrahim Ailesi’ni, İmran Ailesi’ni seçerek âlemlere üstün kılmıştır; 3/Ali-imran/33 Bu ayeti sondan başa doğru okuduğumuzda; İmran ailesinden Muhammed’e a.s kadar Allah’a çağıranların devri. İbrahim ailesinden İmran ailesine kadar, Allah’a çağıranların devri. Nuh a.s dan İbrahim a.s ailesine kadar geçen devir ve insanlığın Âdem oluşundan Nuh a.s inen vahye kadar geçen devir.... Devamı

Namazın niteliği, vakti ve rekât sayısı!

2007-12-10 17:12:00

Namazın niteliği, vakti ve rekât sayısı!   Nitelik ve amaç: Salatın/namazın niteliği, kalitesi, mahiyet yada Kur’an’ın istediği nedir?. Salat/namaz hususunda Kur’an’ın üzerinde durduğu konu vakit yada rekat sayısı değil! Niteliktir. Süreklilik, samimiyet/içsellik, huşuu ve huduu, maddi ve manevi temizlik, tazim saygı, bağlılık vb..   Namaz gösterişsiz olmalı!!!  Âdemoğlu sinesinde barındırdığı her türlü endişeyi kaygıyı ve güvensizlik duygusunu itminan edeceği, Müslüman’ın İlahıyla olan özel bağı, sükûn bulabileceği, yalnızlığını paylaşacağı, alacağı önemli kararları, içindeki fırtınaları, acıyı kederi derdi kasaveti sunacağı ve arada hiçbir engel olmadan Rabbine götürecek en yakın mesafe namazdır. “Ey iman sahipleri! Sabra ve namaza sarılarak yardım dileyin. Hiç kuşkunuz olmasın ki, Allah sabredenlerle beraberdir.”  2/153     Aşkın olanın hiçbir mekan veya zaman sınırlaması yapmadan her an kulunu davet ettiği, müthiş bir hediyedir namaz. “..Allah anıldığında yürekleri titreyen..”8/2   Sevinçlimi sin, yoksa sıkıntılımı, içinden çıkamadığın bir sorunun mu var, yada kimseyle paylaşamadığın bir sırrın, bir ayıbın mı var, beklide huzur arıyorsun, ne bileyim, insana dair ne kadar erdem veya zaaf varsa say sırala, Rabbimiz çağırıyor ve bize değer veriyor;  “..Sen onları rüku eder, secdeye kapanır halde görürsün. Allah'tan bir lütuf ve hoşnutluk ister dururlar. Görünüşlerine gelince, yüzlerinde secde eseri-izi vardır. Bu onların Tevrat'taki nitelikleri. İncil'deki nitelikleri de şöyle: Tıpkı bir ekin ki filizini çıkarmış, o filizi kuvvetlendirmiş. Filiz kalınlaştı, gövdesi üzerine dikildi. Ziraatçıları da imrendirir/hayran bırakır bu ekin..” 48/29 (2/3,177 - 5/12 - 6/92 - 8/2,3 - 9/71 - 17/110 - 22/35,41 - 23/2 - 31/4 - 35/29 - 70/22,23,34)              Allah’ın kulların yaptığı iba... Devamı

En önemli üç toplantı

2007-12-06 17:01:00

En önemli üç toplantı   Birinci toplantı: Bireysel toplantı (Salat/Namaz) Kendini temizle (abdest al, yıkan, yada teyemmüm et) İkinci toplantı: Bölgesel toplantı (Cuma) Elbiseni temizle (en güzel kıyafetlerini giy) Üçüncü toplantı: Uluslar arası toplantı (Hac/Tartuşma) Dünyanı temizle (ihrama gir, yasakların olduğu elbise yani onu giydiğinde savaş yok avlanmak yok vs..) Birinci toplantı: Bireysel toplantı (Salat/Namaz) Günün belli vakitlerinde (4/103) yapılır önce beden sel temizlik yapacak, ne yapıyorsa bir kenara bırakacak, dalıp gitmek yok dünyanın cazibeli yapısına, ara verip dur diyecek, beni benden alıp götürme, şarj olmam lazım diyip, suyla buluşacak, yüzünü yıkayacak, ellini kolunu yıkayacak, başını mesh edecek, ayaklarını yıkayacak yada mesh edecek (4/43-5/6)  bedensel temizlik tamamlanınca, şimdi zihinsel temizlik yapacak, kafasında hiçbir şeye izin vermeyecek mal, şehvet, ihtiras, kin ve içki sarhoşluğuna (4/43) izin vermeyecek. Büyük bir hudu ve huşuyla (17/106-110) Rabbinin huzurunda hayatının muhasebesini yapacak, nerede hatalıyım, kime haksızlık ettim, fahşadan uzak durmalıyım (29/45), neyi yapmamam gerekiyor, zekatı, infakı, yardımlaşmayı, yapmalıyım, adaleti ayakta tutmalıyım, neyi yapmam gerekiyor vs. ezcümle ahlakı değerlerin vicdanda bilançosu çıkarılır. İnsanı hayata tekrar hazırlar, zira insan unutkandır (21/37-5/13-6/68-9/67-20/115-23/110-38/26-58/19)  günü gününü, saati saatini ve dakikası dakikasını tutmaz, sık sık hatırlatılmalı. Rabbiyle olan bu bireysel toplantıda ondan yardım dileyecek (2/153), ve Allah’a olan bağlılığını hatırlayarak, hayatın her alanında bu şuur ve bilinçle hareket edecektir. Namazı/toplantısı biter hayata geri döner artık haksızlık etmez diğer namaz vaktine kadar. Moralin iyi yada bozuk, dertlisin yada neşeli, çıkmazdasın yada değil, önemli kararlar alman lazım yada sıradan vs…vs.. İçinde bir savaş veriyorsun, hakla batılın, doğruyla eğrinin, adaletle zulmün,  bir tarafta me... Devamı

Gırtlağın boğaza verdiği ders!

2007-10-05 15:16:00

Gırtlağın boğaza verdiği ders! Ramazan sabahı midemin şikâyeti bir yandan, yakınlarımın canımı sıkan kronikleşmiş istekleri her sabah olduğu gibi benimle birlikte uyanması bir yandan, işlerin bitmez tükenmez sorunları bir yandan, çalan bir telefonla ihaleden henüz bir haber çıkmaması bir yandan, çok kötü bir sabahtı her halde! Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım, elbiselerimi giydim ve tam çıkıyordum, kapıya yakın olan boy aynasına takıldı gözüm, isteksiz kendinden memnun olmayan bir edayla kendimi süzdüm aynada. Aklımdan şunlar geçti “ya oğlum sen iyi giyimli evi arabası işi olan bir adamsın ne bu gerginlik”. Ama bu memnuniyetsizliğime faydalı olmadı, değim yerindeyse yüzümden düşen bin parçaydı. Celalli duruşum, gururlu yürüyüşüm sanki herkese her şeyi ben vermişim. Ne birine bir iyilik yapacak, nede selam verecek bir vaziyetteydim. Biri çatsa belki de hır çıkaracağım, fitili ateşlenmeye hazır dinamit gibi gergindim.   Bindim arabama koyuldum yola. İşim gereği bir araziye, arsa bakmaya gittim. Arsanın yerini tam bilmediğim için, arabamla orası mı burası mı bakarken etrafımı rahatsız ediyordum, arabanın çıkardığı tozla. Amaaaan umurumda mı zaten günümde değilim! “Birilerine sorsam iyi olur” diye geçti içimden.  Havası açık temiz cam gibiydi, temiz bir hava teneffüs etmek varken, klimayı açmış camları kapatmıştım. Az ileride bir taşın üstünde oturan bir adam vardı; belli ki keyfi gıcırdı mis gibi havayı bulmuş, boş boş oturuyordu, derdi olan adam böyle boş oturur muydu? Bak bana onca derdin arasında temiz havanın bile farkına varamamıştım.  Neyse “gidip şu keyfi sultanda olmayan adama sorayım aransın yerini” diye geçti içimden. Tozu dumana katarak adama yaklaştım, indim arabadan adamın suratına bir baktım, selam vermeme bile dilim engel oldu. Adam kaşların kartal kanadı gibi çatmış, yüzünü buruşturmuş, o kadar sinirli bir hali vardı ki, beyaz gömleğinin yakası oynuyordu adamın titremesinden, adamın bede... Devamı

Mucize (3/9)

2007-09-06 15:45:00

“İşte böyle, onları buldurduk, Allah’ın vadinin gerçek olduğunu ve Saat konusunda kuşku olmadığını bilmeleri için.”   “Buldurduk”, yani gafil oldukları şeyi onlara öğrettik. (14) Mağarada kalanlar, Allah’ın vadinin gerçek olduğunu zaten bilmektedir. Bunu öğrenecek olanlar putperestlerdir. O zaman, “Allah’ın vadinin gerçek olduğunu bilmeleri için onları o topluma haber verdik” demek olur. Kıssanın Kur’ân’daki “gerçek anlatım”ı işte bu buluşma ile son bulmuştur.   Bu tafsilden sonra yine (İz) edatıyla başlayan yeni ve son bölüm gelir. Burada sadece kıssanın efsane şekline işaret edilmiş; sonraki zamanlarda yaşayan kimselerin, o gençlerin sayıları, mağarada kalış süreleri ve onlar anısına yapmak istedikleri şeyler üzerine tartışmışları konu edilmiştir.   Burada dikkat çeken en önemli husus ise, Kur’ân’ın bu tür amaçsız yakıştırmaları sadece naklettiği, fakat asla tasdik etmediğidir.   O zaman bu son noktada şu tespiti yapmamız kaçınılmaz olur. Üçüncü bölümde gençlerin gerçek olarak tafsil edilen kıssalarının satır araları, çoğu zaman mucizeleştirme gayretleriyle, dördüncü bölümden çalınan efsanevi unsurlarla doldurulmaktadır. Bu, elbette Kur’ân’ın hidayetini ters yüz etmeye yönelik bir alışkanlıktır. Bu yazının asıl amacı da, işte bu alışkanlığı sorgulamaktır.   Son yüzyılda, Filistin’de Ölü Deniz yakınlarındaki Kurman köyünün harabelerinde 1947 yılından itibaren yapılan kazılar, bir mağarayı gün ışığına çıkarmıştır. (Nitekim sahabe ve sonraki nesle dayanan rivayetler de Kur’ân’da anlatılan bu olayın meydana geldiği yerin Akabe ve Filistin arasında olduğunu göstermektedir.)  Mağarada bir mutfak, toplantı odaları, derslikler ve bazı yazmaların saklandığı bir kitaplık olduğu tespit edilmiştir. Birisi “Bakır Tomar” olarak bulunan yazmalar, Mukaddes Kitap nüshaları ve tefsirleridir. (Kur’ân’... Devamı

Mucize (3/8)

2007-09-06 15:38:00

Putperestliklerini dayatan bir toplumda inanan gençlerin ayağa kalkması, elbette bir ayaklanmadır. Nitekim bu ayaklanmada bildirilerini ilan etmişler ve onlarla yollarını ayırmışlardır. Bu olay üzerine, muhtemelen akrabalarından birisi, daha doğrusu onlarla mağaraya gidemeyecek olan inanmışlardan birisi şu teklifi yapmıştır:   “Madem onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki Rabb'ınız size rahmetinden yaysın ve size işinizde kolaylık hazırlasın.”   “Rahmetinden yaysın ve işinizde kolaylık hazırlasın” şeklindeki dua, gençlerin amacını yeniden vurgulamaktadır. Rahmet özlü bu dua, herhalde Mukaddes Kitabın çoğaltılması, tedrisi ve tebliğinde muvaffakiyet içindir.   İşte bu sahneden sonra inanmış yiğitlerin mağaranın yolunu tuttukları anlaşılıyor. Kıssanın aslının tafsil edileceği bu üçüncü bölüm yine (İz) edatıyla ve şöyle başlamaktadır:   “Hani, Güneşi görürsün ki doğduğunda – onlar bir boşluğunda iken- mağaralarından sağa meyleder. Battığında ise onları sola makaslar. Bu, Allah’ın delillerindendir. Allah her kimi doğru yola eriştirirse, işte o doğru yoldadır. Ve kimi de saptırırsa, artık ona hiçbir rehber koruyucu bulamazsın.”   Burada ilk anda mağaranın adresinin verildiği zannedilebilir. Fakat Kur’ân’ın kıssa tahkiyelerinde böyle bir adeti yoktur. Aslında muhtevaya dikkat edilirse, bu bölümün önceki ayetteki duanın cevabı olduğu anlaşılır. Güneş hayat için elzem olduğu gibi, bir mağarada uzun müddet yaşayabilmek için daha da elzemdir. Bu nedenle doğarken sağ taraftan, batarken de sol taraftan mağaraya eğilmesi gençler için büyük bir nimet olmaktadır. Kur’ân bu dış tasvirden sonra şimdi mağaranın içine giriyor:   “Uyurlarken onları uyanık sanırsın. Onları sağa ve sola döndürürüz. Köpekleri girişte kollarını uzatmıştır. Görseydin onları, elbette dönüp kaçardın ve elbette onlardan korkuyla dolardın.”... Devamı

Mucize (3/7)

2007-09-06 15:29:00

Kentin dayatmalarına karşı mağarayı tercih eden gençler (Mucize-leştirmeler X)   Sayıları tam olarak bilinmeyen gençlerin, bilinmeyen bir çağda, adresi bilinmeyen bir mağarada, bilinmeyen bir süre kalışlarının Kur’ân’daki anlatımı şöyle başlar:   "Yoksa Mağara ve Rakîm ehlini delillerimizden şaşılacak bir şey mi idiler sandın?” (1)   “Rakîm”, mağara ehlinin mesleklerinden doğmuş olan meşhur adlarıdır. Yazma eser demektir. Nitekim onların taş ve demir üzerine yazılar oydukları rivayet edilmiştir. (2) Bu adlandırma, onların mağarada Mukaddes kitabın istinsahı ile iştigal eden inanmış kimseler olabileceğine işaret etmektedir.   Bu ayete söz akışındaki bütünlüğünde bakılırsa, başka önemli bir hususun da anlaşılacağı görülecektir. Bu husus, iman damarları kurumuş bir kentten imanla süslenmiş gençlerin çıkarılmasının, ölü topraktan yeşil bitkilerin çıkarılması gibi olduğu, bu nedenle anlatılacak olan kıssanın; kuru topraktan hayrete değer süsler çıkaran ilahi adete uygun olarak algılanması gerektiği, şaşkınlık veren (aceb) bir delil olarak algılanmaması gerektiğidir.   Aslında bu ifade, kıssanın efsaneleştirilmesine Kur’ân’ın olumsuz baktığına da gizli bir göndermede bulunmaktadır. Ne gariptir ki Müslüman toplumlar zamanla kıssayı tashih eden bu çarpıcı yargıyı unutmuşlar ve yeniden eski mitolojik hüviyetine bürümüşlerdir.   Bundan daha önemli bir husus ise, kıssanın özü kabul edilmesi gereken bu ayetten sonra Kur’ân’ın olayı; “giriş”, “bildiri”, “kıssanın aslı” ve “efsaneler” diyebileceğimiz dört bölüme ayırmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus ise, bu bölümlerin her birinin (iz) edatıyla ayrılmış olmasıdır.   İnançlı ve sabırlı gençlerin mağaraya sığındıklarına özet olarak temas eden giriş bölümü (iz) edatıyla şöyle başlar:   “Hani, Gençler mağaraya sığınmışlar ve demişlerdi: “... Devamı